GÜVENLİK — 3 Kasım 1996'da yaşanan Susurluk kazasını, tetiklediği tartışmaları ve olayın bugüne kadar uzanan etkileri...
3 Kasım 1996 tarihinde meydana gelen trafik kazası, Türkiye'nin yakın tarihi açısından önemli dönüm noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Bu tarihte, Balıkesir'in Susurluk ilçesinde dört kişiyi taşıyan Mercedes marka bir otomobil, benzin istasyonundan çıkmakta olan bir kamyona çarptı. Otomobildeki üç kişi yaşamını yitirdi, bir kişi ise sağ kurtuldu.
"Ağar'ın yükselttiği çıta aşağı düşürülmeyecektir"
Normal şartlarda belki de gazetelerin sadece üçüncü sayfalarında kendine yer bulacak olan bu olay, aracın içindekilerin kimliği nedeniyle 'derin devlet’ kavramını gündeme getirdi. O dönemde kamuoyuna ‘sızan’ veya sonradan hazırlanan bazı raporlar, devletin içinde uzun yıllardır bir ‘çetenin var olduğunu’ ve özellikle 1990'larda PKK ile mücadele için oluşturulan bazı birimlerin zamanla faili meçhul cinayetler, mafya hesaplaşmaları ve uyuşturucu kaçakçılığı gibi bir dizi suça bulaşan bir yapıya dönüştüğünü iddia ediyordu. Susurluk kazasıyla yaşanan gelişmeleri, ortaya çıkan tartışmaları ve olayın bugünlere kadar uzanan etkilerini inceledik.
Bu tür raporlardaki bilgilerin önemli bir bölümü birbiriyle parallellik gösteriyor. 'Birinci MİT Raporu’: Dönemin Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) Güvenlik Dairesi Müdürü Mehmet Eymür tarafından 1988 yılında hazırlandı. Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a sunulan bu raporda ‘yeraltı dünyası, polis ve kamu görevlileri’ arasındaki bağlantıya ilişkin bulgular yer alıyordu.
Yirmi üç sayfalık raporda, suç örgütlerinin Özal'a karşı siyasi arenada girişimlerde bulunduğu, dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Ünal Erkan ve İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Mehmet Ağar'ın ‘yeraltı dünyasıyla ilişkileri olduğu’ iddia ediliyordu. Birinci MİT raporu olarak tanımlanan rapor, çeşitli basın kuruluşlarını gezdikten sonra kamuoyuna sızdı. Raporu kamuoyuna duyuran, başında o dönemin yasaklı siyasetçisi Doğu Perinçek'in bulunduğu 2000'e Doğru dergisiydi.

