DÜNYA — Amerika Birleşik Devletleri'ndeki siyasi gerilim düşmek bir yana dursun, 2028 Başkanlık seçimlerine doğru ilerledikçe muhtemelen daha da tırmanacak.
Amerikalı akademisyen Dr. Adam McConnel, 3 Kasım'da yapılan ABD ara seçimlerinin sonuçlarını AA Analiz için kaleme aldı.
ABD'de düzenlenen 2026 ara seçimleri, en nihayetinde anketlerin öngördüğü şekilde sonuçlandı. Demokrat Parti, ülke genelindeki kritik yarışları kimi yerlerde ezici farklarla kazandı. Böylece Kongrenin her iki kanadında da kontrol, önümüzdeki iki yıl boyunca Demokratların elinde olacak.
Minnesota'da ise ipi göğüsleyen Peggy Flanagan, ABD tarihinin ilk Yerli Amerikalı Senatörü olarak Senatoya girmeye hak kazandı [4].
ABD Başkanı Donald Trump'ın seçim kampanyası boyunca sergilediği tuhaf hareketler, bugün geriye dönüp bakıldığında boğulmak üzere olan birinin çırpınışlarını andırıyor. Trump'ın son mitingleri adeta birer vodvil gösterisi gibiydi. Irkçı kışkırtmaların ve İslamofobik söylemlerin dozunu iyice artırırken bir yandan da garip tavırlar sergileyip partisinin erkek adaylarının dış görünüşleri üzerine tuhaf yorumlar yaptı [1].
ABD siyasi tarihinde buna uzaktan yakından benzeyen bir tabloya daha önce hiç rastlanmadı. Demokratlar cephesinde ise Trump'ın yolsuzluklarını, hayat pahalılığını ve gelir eşitsizliğini öne çıkarma çabalarına rağmen seçim kampanyasına damgasını vuran asıl mesele İsrail oldu. Bu gerilim, seçimlere yalnızca bir hafta kala eski Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin katıldığı podcast yayınındaki sözleriyle zirveye ulaştı.
Pelosi, İsrail'i eleştiren Demokrat Kongre üyelerinin partideki diğer mevkidaşları tarafından "dışlanacağını" açıkça dile getirdi [2]. Demokrat Parti ön seçimlerini Dr. Abdul el-Sayed'e kaybeden Haley Stevens, sırf el-Sayed'in İsrail konusundaki tutumu yüzünden gidip Cumhuriyetçi rakibine destek verdi [3].
Sonuç olarak Demokrat Parti, bir zamanlar tali bir dış politika konusu olarak görülen bu mesele yüzünden bugün tepeden tırnağa bölünmüş durumda. Salı günkü seçimlerden oldukça dikkat çekici sonuçlar çıktı. Georgia'da Keisha Lance Bottoms'ın ABD tarihinin ilk siyahi kadın valisi seçilmesi ve Teksas'ta Gina Hinojosa'nın eyaletin seçimle iş başına gelen ilk Hispanik valisi olması, en çok ses getiren zaferler arasındaydı.
Seçimlerde Yerli Amerikalılar da ilklere imza attı. Daha önce kabinede bakanlık koltuğuna oturan ilk Yerli Amerikalı ünvanına sahip eski ABD İçişleri Bakanı Deb Haaland, New Mexico'da kazanarak ülke tarihinin ilk Amerikan yerlisi valisi oldu. Tarihi sonuçların alındığı seçim gecesine damgasını vuran asıl gelişme ise Dr. Abdul el-Sayed'in Michigan’daki Senato yarışını kazanması oldu.
ABD tarihinin ilk Müslüman senatörü seçilen Sayed'in bu başarısı, Müslümanların ulusal siyasetteki temsiliyeti açısından tarihi bir dönüm noktası niteliğinde. Öte yandan bu sonuç, Demokrat Parti yönetimi için de önemli bir mesaj taşıyor: Sayed'in zaferi, parti kurmaylarının Amerikan seçmeninin İsrail'e yönelik değişen bakış açısını yıllardır nasıl görmezden geldiğini açıkça yüzlerine vuruyor. Demokrat Parti yönetiminin Sayed'in adaylığına gerçek anlamda sahip çıkmaktan kaçınması [5], bu ezici seçim zaferinin büyüsünü hızla bozabilir.
Gözler anında, son sekiz yıldır parti içinde açık bir düşmanlığa dönüşmese de bitmek bilmeyen bir gerilim kaynağı olan iç çekişmelere çevrilecektir. Sayed'in zaferi, ABD'nin İsrail politikasını Senatoda yüksek sesle eleştirecek bir ismin varlığı anlamına gelse de ön seçimdeki eski rakibinin son dakikada gidip Cumhuriyetçi adaya destek vermesi, Demokrat kurmayların ABD'deki toplumsal dinamikleri okumakta ne kadar sınıfta kaldığının bir simgesi olarak hatırlanacaktır.
Parti yönetiminin Sayed'in arkasında durmayarak sergilediği bu utanç verici tavır, aslında 2023-2024 yıllarında ABD'nin İsrail politikası karşısında yaşadıkları ve bir bakıma kendilerine başkanlık koltuğuna mal olan o ahlaki çöküşün bir tekrarıydı. Peki, bu acı tecrübeden hiçbir ders çıkarmayıp Sayed'i susturmaya mı çalışacaklar. Eğer bu yola başvururlarsa elde ettikleri seçim başarısını kendi elleriyle heba edecek ve partinin zaten kırılgan olan yapısını daha da parçalayacaklardır.
Demokrat Parti kurmayları, artık yaklaşan tehlikeyi görmeli ve İsrail devletinin Gazze, Batı Şeria ve Güney Lübnan'daki imha politikalarına verdiği desteği çekmelidir. ABD'nin bu tür politikaları artık silahlandıramayacağını, finanse edemeyeceğini veya bunlara üstü kapalı biçimde göz yumamayacağını anlamak zorundalar. Bu rota değişikliği yapılmazsa 2026 ara seçimleri, bir Pirus zaferinden ibaret kalacak, partinin "yaşlı kurtları" ise Haley Stevens’ın kendileri için açtığı o utanç verici yoldan geçerek Cumhuriyetçi Partiye doğru boyunları bükük bir şekilde sürüklenecektir.
Kongrede çoğunluğu ele geçiren Demokratlar ocak ayında koltuklarına oturduğunda gündemin ilk sırasında Trump ve ortaklarının azledilmesi yer alacak. Trump, ABD tarihinde hakkında iki kez azil süreci başlatılan tek başkan ancak bugüne dek hiçbir başkan bu süreç sonunda koltuğundan edilmedi. Demokratlar sağlam bir azil dosyası hazırlar ve tek vücut halinde hareket edebilirse ki partideki güncel ideolojik ayrılıklar ve kuşak çatışmaları düşünüldüğünde bu hiç de kolay değil, Trump görevden alınan ilk başkan olarak tarihe geçebilir.
ABD sisteminde başkanı azil istemiyle suçlama yetkisi Temsilciler Meclisine aittir ancak nihai yargılama ve görevden alma kararını Senato verir. Demokratlar, 2019-2021 döneminde Temsilciler Meclisinde çoğunluğu ellerinde bulundurdukları için Aralık 2019 ve Ocak 2021’de Trump’a yönelik azil kararlarını Meclisten geçirmeyi başarmıştı.
Ne var ki Trump, her iki girişimde de Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Senato tarafından aklandı. Temsilciler Meclisinde azil sürecini başlatmak için salt çoğunluk yeterli olurken Senatonun başkanı görevden alabilmesi için üçte iki çoğunluğa ulaşması gerekiyor. Ocak ayından itibaren Demokratlar Temsilciler Meclisinde ezici bir çoğunluğa sahip olacak ancak Senatodaki koltuk sayıları 54'te (belki 55 veya 56'da) kalacak.
Bu tablo, Trump'ı görevden alabilmek için ondan fazla Cumhuriyetçi senatörü ikna etmeleri gerektiği anlamına geliyor. İlk bakışta bu pek olası görünmese de Trump'ın politikaları ve İsrail meselesi etrafındaki tartışmaların parti tabanında kopuşlara yol açması nedeniyle Cumhuriyetçi Parti de kendi içinde bölünmüş durumda. Üstelik Trump'ın yerine geçecek ismin Başkan Yardımcısı JD Vance olacağı hesaba katıldığında, artık "topal ördek" konumuna düşmüş bir Donald Trump’ı koltuğundan etmek için on senatörü ikna etmek o kadar da uzak bir ihtimal olmayabilir.
Nitekim başkanlık hedeflerini koruyan Vance de seçim sonuçları netleşir netleşmez 2028 havasına girdi ve seçim yenilgisinin faturasını Başkan Trump'ın İran'a açtığı savaşa keserek kendisini Trump'ın politikalarından ayrıştırdı. Trump görevden alınsın veya alınmasın, önümüzdeki iki yıl, Kongrenin Trump'tan ve Ocak 2025'ten beri onun eylemlerine ortak olup çıkar sağlayan herkesten hukuk yoluyla hesap sorma girişimleriyle geçecek. Trump ise Demokratların getireceği yasa tasarılarını veto edeceğine şimdiden ant içmiş durumda.
Karşılıklı bu sert tutumlar, yasama ve yargı organlarını Başkan Trump ve yönetimiyle doğrudan karşı karşıya getirecek. Başka bir deyişle, ABD'deki siyasi gerilim düşmek bir yana, 2028 Başkanlık seçimlerine doğru ilerlerken muhtemelen daha da tırmanacak. [1]
Stevens, basına yaptığı açıklamada bu ani dönüşe kişisel anlaşmazlıkların neden olduğunu söyledi ancak iki siyasetçi arasındaki tartışmalara uzun süredir damgasını vuran ve seçim kampanyaları arasındaki temel farkı belirleyen asıl mesele İsrail'di.

