İrade Nedir? Zihin ile Duygular Arasındaki Çekişme
İrade, insanın en temel ve en çok tartışılan soyut kavramlarından biridir.
İrade Nedir? Zihin ile Duygular Arasındaki Çekişmenin Kavramsallaşması
İrade, insanın en temel ve en çok tartışılan soyut kavramlarından biridir. Ancak iradeyi anlayabilmek için önce insanın algılama, yorumlama, kavramlaştırma ve hafızada depolama süreçlerini birlikte değerlendirmek gerekir. Ben bu süreci kısaca "Sistem" olarak adlandırıyorum: Duyu Algılama, Duygu Yorumlama, Zihin Kavramlaştırma ve Hafıza Depolama.
Bu sistem açısından bakıldığında irade, kendi başına var olan bağımsız bir gerçeklik değil, sistemin işleyişi sonucunda ortaya çıkan bir kavramdır. Başka bir ifadeyle irade, bir etkiye karşı ortaya çıkan tepkinin, bilinç tarafından kavramlaştırılmasıdır.
İrade Bir Tepkinin Kavramlaştırılmasıdır
İrade soyut bir kavramdır. Tek başına bir anlam oluşturmaz. Bir etki karşısında ortaya çıkan tepkinin sonucunda anlam kazanır. Dış dünyadan veya organizmanın kendi içinden gelen bir etki, duyu sistemleri tarafından algılanır. Ardından bu algı, duygular ve zihin tarafından farklı biçimlerde yorumlanır. Son aşamada ise ortaya çıkan tepki bilinç tarafından kavramlaştırılır.
Bu nedenle irade, sistemin döngüsü içerisinde ortaya çıkan bir sonuç olarak görülebilir.
İnsanın karar verme sürecinde özellikle duygu ile zihin arasında bir baskınlık mücadelesi ortaya çıkabilir. Çünkü duyguların ve zihnin yöneldiği amaçlar her zaman aynı olmayabilir. Duygu bir davranışı isterken zihin aynı davranışın sonuçlarını değerlendirerek karşı çıkabilir. Ya da tam tersi, zihnin doğru ve gerekli gördüğü bir davranışa duygular direnebilir.
İşte bu noktada irade kavramı ortaya çıkar.
Zihin ile Duyguların Farklı Yönelimleri
Bu yaklaşımda zihin, atom temelli fiziksel evrene ait insan organizmasının bir parçasıdır. Duygular ise insan deneyiminin atom temelli olmayan, öznel ve soyut boyutunu oluşturur.
Bu iki yapının farklı yönelimlere sahip olduğu düşünülebilir.
Zihnin temel amaçlarından biri, insan organizmasının varlığını sürdürmek ve devamlılığını sağlamaktır. Bedenin sağlığı, güvenliği, beslenmesi ve yaşamın devamlılığı zihnin karar süreçlerinde önemli bir yer tutar.
Duygular ise daha çok haz, mutluluk, tatmin ve deneyimin yoğunluğu gibi alanlarda hareket eder. Bu nedenle insanın varlığını sürdürme amacı ile daha yüksek bir duygusal tatmin arayışı zaman zaman çatışabilir.
Bu çatışmayı açıklamak için ruh kavramı da devreye sokulabilir. Ruhun fiziksel olmayan bir varlık olduğu ve insan bedeninin ölümünden sonra varlığını sürdürdüğü kabul edildiğinde, insan bedeninin devamlılığı ruh açısından zihnin gördüğü kadar önemli olmayabilir. Bu durumda ruh ve onun unsurları olarak kabul edilen duygular, insan makinesinin devamlılığından ziyade duygusal deneyimin yoğunluğuna yönelebilir.
Böylece insanın içinde iki farklı yönelim arasında bir çekişme meydana gelir: Varlığını sürdürmek isteyen zihin ile daha yüksek duygusal deneyim arayan duygular.
Bu çekişmenin kendisini ise irade olarak adlandırabiliriz.
İrade, Çatışmanın Sonucudur
İrade, bu bakış açısında yalnızca "karar verme gücü" değildir. Aynı zamanda insanın içindeki farklı yönelimlerin karşılaşması ve bunlardan birinin baskın hâle gelmesiyle ortaya çıkan sonuçtur.
İnsan, bir davranışı gerçekleştirmek isterken aynı zamanda o davranışın sonuçlarını da değerlendirebilir. Duygular bir yönde hareket ederken zihin başka bir yönde hareket edebilir. Sonunda kişi ya duygularının ya da zihninin yönlendirmesine göre davranır.
Bu nedenle irade, zihin ile duygular arasındaki çekişmenin sonucunda ortaya çıkan davranışın bilinç tarafından kavramlaştırılmasıdır.
Birçok inanç ve düşünce sisteminde de insanın bu iç çatışmasını dengelemek temel konulardan biri olmuştur. Farklı inanç sistemleri, insanın arzuları ile aklı arasındaki mücadeleyi farklı kavramlarla açıklamış; bu çatışmanın bastırılması, dengelenmesi veya yönetilmesi gerektiğini savunmuştur.
Yemek Yeme İsteği: İradenin Günlük Hayattaki Örneği
İrade kavramını günlük yaşamdan bir örnekle ele alalım.
Bir insanın sürekli yemek yeme isteği duyduğunu düşünelim. Vücudumuzdaki biyolojik sistemler çeşitli sinyaller üretir ve bu sinyaller duyu sistemi tarafından algılanır. Ardından bu algı, duygusal ve zihinsel süreçlerden geçer.
Duygusal yorumlama aşamasında yemek, haz ve mutlulukla ilişkilendirilebilir. Kişi, yemek yediğinde kendisini iyi hissedeceğini düşünebilir. Ancak aynı kişi daha önce gereğinden fazla yemek yediğinde yaşadığı pişmanlığı da hatırlayabilir.
Bu durumda duygular, "Yemek yersen mutlu olacaksın" mesajını üretirken; zihin, hafızadaki deneyimlere başvurarak "Fazla yemek zararlı ve gereksiz olabilir" sonucuna ulaşabilir.
İşte burada bir karşıtlık ortaya çıkar.
Duygular yemek yemeyi isterken zihin buna karşı çıkabilir. Eğer duygular baskın gelirse kişi yemeğe yönelir. Eğer zihin baskın gelirse kişi yemek yemekten vazgeçebilir.
Her iki durumda da ortaya çıkan davranış, sistemin içinde yeni bir değerlendirme sürecini başlatır. Kişi yemek yerse haz ve mutluluk yaşayabilir; daha sonra fazla yediğini düşünerek pişmanlık duyabilir. Yemek yemezse bu kez kendisini kontrol ettiği için memnuniyet hissedebilir veya istediği şeyi yapamadığı için huzursuz olabilir.
Böylece sistem sürekli yeni etkiler, duygular, düşünceler ve kavramlar üretir.
İrade Bilincin Ürettiği Bir Kavram mıdır?
Burada önemli bir başka soru ortaya çıkmaktadır: İrade gerçekten var olan bir şey midir, yoksa bilinç tarafından oluşturulan bir kavram mıdır?
Bu yaklaşım açısından cevap, ikincisine daha yakındır.
Bir şeyin kavram olarak var olabilmesi için bilinç tarafından kavramlaştırılması gerekir. İnsan, yalnızca fiziksel ve biyolojik süreçler yaşamaz; yaşadığı bu süreçleri aynı zamanda anlamlandırır ve kavramlara dönüştürür.
İrade de bu süreçlerden biridir.
İnsan, içinde meydana gelen psikolojik tepkileri gözlemler, onları birbirinden ayırır, anlamlandırır ve sonunda "irade" gibi soyut kavramlarla ifade eder.
Dolayısıyla irade, doğrudan görülen veya dokunulan bir nesne değildir. Ancak insanın yaşadığı karar verme, tercih etme, direnme ve yönelme süreçlerinin ortak bir kavram altında toplanmasıyla ortaya çıkar.
Ortak Kavramlar Nasıl Oluşur?
Peki insanlar birbirinden bağımsız olarak nasıl aynı kavramları oluşturabilir?
Bunun temelinde insan bilincinin ve insan organizmasının ortak yapısı bulunabilir.
İnsanların duyu sistemleri, biyolojik yapıları ve zihinsel süreçleri büyük ölçüde benzer olduğu için benzer deneyimler yaşarız. Benzer deneyimler ise benzer duygusal tepkilerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu tepkiler daha sonra zihinsel süreçlerden geçirilerek kavramlaştırılır.
Böylece farklı insanlar, birbirlerinden bağımsız olarak benzer kavramlar geliştirebilir.
Toplumlar da bu ortaklık üzerine kurulur. İnsanlar yalnızca fiziksel olarak bir araya gelmez; aynı zamanda ortak kavramlar, ortak anlamlar ve ortak bilinç alanları oluştururlar.
"İrade", "özgürlük", "adalet", "sorumluluk" ve "vicdan" gibi soyut kavramların ortaya çıkışı da bu ortak kavramlaştırma süreciyle açıklanabilir.
Sonuç: İrade Bir İç Mücadelenin Adıdır
İrade kavramına bu sistem üzerinden baktığımızda, insanın karar verme sürecinin tek bir kaynaktan meydana gelmediğini görürüz.
Duyu sistemi etkileri algılar. Duygular bu etkileri yorumlar. Zihin onları kavramlaştırır ve geçmiş deneyimlerle karşılaştırır. Hafıza ise daha önce yaşananları sisteme yeniden sunar. Bütün bu süreçlerin sonucunda insan bir tepki ortaya koyar.
İrade dediğimiz şey de tam olarak bu karmaşık sürecin sonucunda ortaya çıkan davranışın ve kararın kavramlaştırılmasıdır.
Bu nedenle insanın iradesi, belki de düşündüğümüz gibi tamamen bağımsız ve tek başına hareket eden bir güç değildir. İrade; duyuların, duyguların, zihnin ve hafızanın sürekli etkileşimi içinde ortaya çıkan bir sonuçtur.
İnsan, kendi içinde sürekli bir mücadele yaşar. Bir tarafta haz isteyen duygular, diğer tarafta geleceği hesaplayan zihin vardır. Bazen biri, bazen diğeri baskın gelir.
Ve biz, bu iç mücadelenin sonucunda ortaya çıkan tercihe "irade" adını veririz.
