Aşkta Kusursuzluk Arayışı ve İlişki Psikolojisi
İnsan sevdiğinde kusurları görmezden gelebilir; ancak sevdiğini kusursuz sanmaya başladığında hayal kırıklığının da temelini atar.
Kusursuz Kadın, Sevince Parçalar: Aşkta Kusursuzluk Arayışı ve Hayal Kırıklığı
Nietzsche’ye atfedilen bir sözden hareketle ilişkilerde idealizasyon, beklentiler ve sevginin psikolojisi üzerine.
İnsan sevdiğinde kusurları görmezden gelebilir; ancak sevdiğini kusursuz sanmaya başladığında hayal kırıklığının da temelini atar.
İnsan ilişkilerinin belki de en dikkat çekici çelişkilerinden biri, sevdiğimiz kişiyi tanımaya çalışırken onu kendi beklentilerimizle yeniden biçimlendirmemizdir. Bir insanla karşılaşırız; onun sesini, bakışlarını, davranışlarını ve bize hissettirdiklerini tanımaya başlarız. Fakat bu tanışma yalnızca karşımızdaki insanla gerçekleşmez. Aynı zamanda kendi geçmişimizle, ihtiyaçlarımızla, korkularımızla ve henüz gerçekleşmemiş hayallerimizle de karşılaşırız.
Bu nedenle aşk, iki insanın birbirini tanımasından ibaret değildir. Kimi zaman iki insanın birbirine yüklediği anlamların da ilişkisidir.
Aşık Olduğumuz İnsan mı, Zihnimizde Yarattığımız Kişi mi?
Aşkın ilk dönemlerinde karşımızdaki insanın olumlu özelliklerine daha fazla odaklanabiliriz. Onun suskunluğunu olgunluk, kıskançlığını ilgi, sahiplenmesini sevgi olarak yorumlayabiliriz.
Bu süreçte psikolojinin idealizasyon olarak tanımladığı eğilim devreye girebilir. İdealizasyon, bir insanın olumlu özelliklerini olduğundan büyük görürken eksikliklerini ve sınırlılıklarını geri plana itme eğilimidir.
Ancak burada önemli bir ayrım vardır: Birini değerli bulmakla onu kusursuz kabul etmek aynı şey değildir.
Sevdiğimiz insanı kusursuzlaştırdığımızda, farkında olmadan onun üzerine kendi beklentilerimizi yerleştiririz. Artık karşımızdaki insanın kim olduğundan çok, bizim onun kim olmasını istediğimiz önem kazanmaya başlar.
İnsan sevdiğinin gerçeğine değil, kendi hayaline bağlandığında; ilişkinin içine henüz yaşanmamış bir hayal kırıklığı da yerleşir.
Hayal Kırıklığı Neden Başlar?
Zaman geçtikçe ilişkinin başlangıcındaki yoğun duygular farklılaşabilir. İnsanlar birbirlerinin alışkanlıklarını, sınırlarını, korkularını ve çatışma karşısındaki davranışlarını daha yakından tanımaya başlar.
Başlangıçta önemsenmeyen farklılıklar görünür hâle gelir.
Bir zamanlar hayranlık duyulan suskunluk, iletişimsizlik olarak algılanabilir. İlgi olarak yorumlanan kıskançlık, kişinin özgürlük alanını daraltmaya başlayabilir. Güven veren sahiplenme, kontrol edilme duygusuna dönüşebilir.
Bu noktada insan, sevdiği kişinin değiştiğini düşünebilir.
Oysa değişen her zaman karşımızdaki insan değildir. Kimi zaman değişen, ona baktığımız yerdir.
Hayal kırıklığı, yalnızca karşımızdakinin beklentilerimizi karşılamamasından değil, ona yüklediğimiz anlamların gerçekle uyuşmamasından da doğabilir.
Sevgi ile Sahiplenme Arasındaki İnce Çizgi
İlişkilerde en sık karşılaşılan güçlüklerden biri, yakınlık ihtiyacı ile kontrol etme arzusunun birbirine karışmasıdır.
Sevdiğimiz insanın bizimle aynı düşünmesini, aynı duyguları hissetmesini ve olaylara bizim baktığımız yerden bakmasını bekleyebiliriz.
Fakat iki insanın birbirini sevmesi, birbirinin aynısı olması anlamına gelmez.
Her insanın kendi geçmişi, kişiliği, sınırları ve anlam dünyası vardır.
İlişkide bu farklılıkları kabul etmekte zorlandığımızda, sevgi bir süre sonra karşılıklı beklentilerin ve güç mücadelelerinin gölgesinde kalabilir.
Burada asıl soru şudur:
Sevdiğimiz insanın kendisi olmasına mı izin veriyoruz, yoksa onu kendi ihtiyaçlarımıza uygun birine dönüştürmeye mi çalışıyoruz?
Geçmişimiz Bugünkü İlişkilerimizi Nasıl Etkiler?
İnsan ilişkilerine yalnızca bugünkü düşünceleriyle katılmaz. Çocukluğundan itibaren öğrendiği yakınlık biçimlerini, aile ilişkilerinde gözlemlediği davranışları ve geçmiş deneyimlerinden geliştirdiği beklentileri de beraberinde getirir.
Sevginin sürekli onaylanmak anlamına geldiği bir ortamda büyüyen kişi, yetişkinlikte farklı düşünülmesini reddedilmek olarak yorumlayabilir.
Yakınlığın kontrolle karıştırıldığı ilişkilerde yetişen biri, kıskançlığı sevginin doğal bir göstergesi sanabilir.
Bununla birlikte geçmiş deneyimler insanın geleceğini kesin olarak belirlemez. Kişi, ilişkilerinde tekrar eden örüntüleri fark ederek kendi tutumlarını yeniden değerlendirebilir.
Bu nedenle ilişki sorunlarını anlamak, yalnızca karşı tarafın davranışlarına bakmakla sınırlı değildir. İnsanın kendi beklentilerini, korkularını ve ilişkiye taşıdığı anlamları da sorgulamasını gerektirir.
Kusursuzluk Beklentisi İlişkiyi Nasıl Etkiler?
Kusursuzluk arayışı yalnızca karşı taraftan beklentilerimizde ortaya çıkmaz. İnsan kimi zaman kendisini de kusursuz bir eş veya partner olmaya zorlayabilir.
Hiç tartışmamak, sürekli anlaşılmak, her konuda aynı düşünmek ya da karşısındakinin bütün ihtiyaçlarını karşılamak sağlıklı bir ilişkinin zorunlu koşulları değildir.
İlişkilerde farklılıklar, anlaşmazlıklar ve zaman zaman yaşanan hayal kırıklıkları bulunabilir.
Önemli olan, bu farklılıkların nasıl ele alındığıdır.
Sağlıklı sınırlar, karşılıklı saygı, açık iletişim ve bireysel farklılıkların kabulü, ilişkilerin niteliğini etkileyen önemli unsurlardır.
Sevginin olgunluğu, kusursuz bir insan bulmakta değil; karşımızdakinin kusurlarıyla da bizden ayrı bir insan olduğunu kabul edebilmektedir.
Kendini Tanımadan Karşındakini Tanıyabilir misin?
İlişkilerde yaşadığımız her çatışma yalnızca iki insan arasındaki anlaşmazlıktan kaynaklanmaz. Kimi zaman kendi içimizde çözemediğimiz beklentiler, korkular ve geçmişten taşıdığımız ilişki biçimleri de bu çatışmaların parçası olabilir.
Bu nedenle kendini tanımak, ilişkileri anlamanın önemli bir boyutudur.
İnsan neden sürekli benzer ilişkilere yöneldiğini, neden aynı konularda kırıldığını veya neden karşısındaki insanı değiştirme ihtiyacı hissettiğini sorguladığında kendi duygusal dünyasına ilişkin yeni farkındalıklar geliştirebilir.
Psikolojik görüşmelerde ilişki sorunları, bağlanma biçimleri, kişisel sınırlar, iletişim güçlükleri ve tekrar eden davranış örüntüleri bireyin yaşam öyküsü içinde değerlendirilebilir.
Çünkü insan yalnızca yaşadığı ilişkiyi değil, o ilişkiye taşıdığı kendi hikâyesini de anlamaya ihtiyaç duyabilir.
Sonuç: Sevmek, Bir İnsanın Gerçekliğine Yer Açabilmektir
Kusursuz insan arayışı, çoğu zaman kusursuz bir ilişki beklentisini de beraberinde getirir.
Oysa sevgi, iki insanın bütün eksikliklerinden arınarak bir araya gelmesi değildir.
Birbirinden farklı iki insanın, kendi kimliklerini kaybetmeden yakınlık kurabilmesidir.
İnsan sevdiğini değiştirmeye çalışmak yerine onu anlamaya yöneldiğinde, kendi beklentileriyle karşısındakinin gerçekliği arasındaki farkı da görebilir.
Sevmek, bir insanı hayallerimize sığdırmak değil; onun gerçekliğine yer açabilmektir.
Ve belki de aşkın en önemli olgunluk sınavı, karşımızdaki insanın kusursuz olmadığını gördüğümüzde başlar.
Psikolog Hakan Göksel
Yeniden Bul Kendini
Antalya Konyaaltı'nda yüz yüze ve online psikolojik görüşmeler gerçekleştiren Psikolog Hakan Göksel; ilişki sorunları, kaygı, bireysel farkındalık, yaşam geçişleri ve kişilerarası iletişim konularında çalışmalarını sürdürmektedir.
