Birbirimizi Duymaya Muhtacız!
Herkesin duygusu kendine özgü, kendine ait ve biricik. Kime sorsak, çoğu zaman kendini ötekinin mağduru olarak anlatıyor.
Herkesin duygusu kendine özgü, kendine ait ve biricik.
Kime sorsak, çoğu zaman kendini ötekinin mağduru olarak anlatıyor. Herkes yaşadığı kırgınlığı, hayal kırıklığını ve acıyı taşıyor. Çünkü insan, kendi yarasına en yakından bakan kişidir. Bu yüzden çoğu zaman kendi acısını daha net görür, karşısındakinin yükünü ise fark etmekte zorlanır.
Oysa ilişkiler yalnızca haklılar ve haksızlardan oluşmaz. Çoğu zaman iki farklı hikâye, iki farklı ihtiyaç ve iki farklı kırılganlık karşı karşıya gelir. Bir taraf anlaşılmadığını hissederken, diğer taraf da görülmediğini düşünebilir.
Belki de bu çağın en büyük ihtiyacı; daha fazla haklı olmak değil, daha fazla merhamet gösterebilmek. Önce kendimize, sonra karşımızdakine...
Çünkü insan bazen başkasına gösterdiği anlayışı kendisine gösteremez. Kendi yorgunluğunu küçümser, kendi acısını değersizleştirir. Kendine karşı sert olan birinin, başkasına karşı da yumuşak kalması kolay değildir.
Bugün iletişim kurmak için hiç olmadığı kadar çok aracımız var. Birkaç saniye içinde dünyanın öbür ucuna ulaşabiliyoruz. Fakat bütün bu bağlantılara rağmen, birbirimize gerçekten temas edebilmek her geçen gün biraz daha zorlaşıyor.
Dinlemek yerine cevap vermeye hazırlanıyoruz. Anlamaya çalışmak yerine savunmaya geçiyoruz. Duyguyu duymak yerine kimin haklı olduğunu arıyoruz.
Oysa bazen bir insanın ihtiyacı olan şey çözüm değil; duyulduğunu hissedebilmektir.
İnsanların birbirinin yüzüne bakabilmesine, gerçekten dinleyebilmesine ve iletişim kurabilmesine her zamankinden daha çok ihtiyaç var.
Sokaklar insan dolu. Caddeler insan dolu. Kafeler insan dolu. İş yerleri insan dolu. Evler insan dolu...
Ama bazen en büyük yalnızlık, insanların arasında yaşanıyor.
Kalabalıkların içinde görünmeyen insanlar var. Konuşan ama duyulmayan insanlar var. Gülen ama içten içe yorulan insanlar var.
Belki de bu yüzden birbirimize verebileceğimiz en değerli şey; tavsiye değil, varlığımızdır. Hemen yargılamadan, etiketlemeden, düzeltmeye çalışmadan bir süre yanında kalabilmektir.
Çünkü bazen iyileşme, doğru cevabı bulduğumuz anda değil; kendimizi güvende hissederek ifade edebildiğimiz anda başlar.
Belki de yeniden başlamamız gereken yer tam olarak burası:
Birbirimizi anlamaya çalışmak. Birbirimize biraz daha merhamet göstermek. Ve yeniden insan insana konuşabilmek.
Çünkü hepimizin, tahmin ettiğimizden daha fazla şeye ihtiyacı olabilir.
Ama en çok da...
Birbirimizi duymaya muhtacız.
