Köşe Yazısı Güncelleme Tarihi: 23 Şub 2026 00:22

Duyguların Dansı: Sınırlarımız ve Ruh Sağlığımız

Hayat, sürekli bir duygu akışıdır. Sabah uyandığımız andan gece başımızı yastığa koyana kadar iç dünyamızda fırtınalar kopar, dinginlikler yaşanır.

duygukar sınırlar düşünceler

Ancak çoğu zaman bu duyguların derinliğini ve mekanizmasını gözden kaçırırız. Psikolojik dayanıklılığımız, aslında bu içsel akışın ne kadar farkında olduğumuzla doğrudan ilişkilidir.

​Duygular Birer Pusuladır

​Her şeyden önce kabul etmeliyiz ki, duygular düşüncelerimizden önce gelir; onlar "a priori"dir, yani tecrübe edilmeden önce var olan temel yapı taşlarımızdır. Bir durum karşısında mantıksal bir analiz yapmadan saniyeler önce hissettiğimiz korku, neşe veya öfke, hayatı yorumlama biçimimizdir.

​Değişimin Zorunluluğu

​Duyguların bir diğer önemli özelliği ise derecelendirilebilir olmalarıdır. Bir duygu sabit kalmaz; yoğunlaşır veya hafifler. Buradaki altın kural şudur: Duygunun derecesi arttıkça, o duygu değişmelidir.

​Örneğin, hafif bir rahatsızlık hissi (sıkıntı), yoğunlaştığında artık sadece "rahatsızlık" olarak kalamaz. Ya öfkeye dönüşmeli ya da kişi o durumdan uzaklaşmalıdır. Aynı duygunun maksimum yoğunlukta uzun süre kalması, ruhsal yapımız için sürdürülebilir değildir.

​Sınırlar ve Psikolojik Sıkıntılar

​İşte asıl tehlike bu noktada başlar: Aynı duyguya süreklilik sağlamak mümkün değildir. Doğamız gereği duygular arası geçiş yapmaya programlıyız.

​Eğer bir kişi, yoğun bir duygunun (örneğin aşırı hüzün veya aşırı korku) üst veya alt üç sınırlarına ulaştığı halde, duygular arası geçişi sağlayamazsa, yani o duyguya saplanıp kalırsa, ciddi psikolojik sıkıntılar kaçınılmaz olur.

Bu durum, bireyin iç dünyasında o kadar büyük bir baskı yaratır ki, özne varlığını sürdürmekte zorlanır ve en nihayetinde bu sıkıntılı halden kurtulmak için varlığını tehdit eden radikal savunma mekanizmalarına başvurmak zorunda kalabilir.

​Sonuç: Duygulara İzin Vermek

​Duygularımızla savaşmak yerine, onların akışına izin vermeliyiz.Üzüntüden neşeye, öfkeden dinginliğe geçiş bir zayıflık değil, bir yaşam belirtisidir. Kendimize duygularımızı yaşama ve onları değiştirme izni vermek, ruh sağlığımızın temel anahtarıdır.

Ekleme Tarihi: 23 Şub 2026 00:22