Herkesin Her Şeyi Olan Kendinin Hiç Kimsesidir!
Hayatın içinde anne, baba, kardeş, eş ya da çocuk; iş yerinde çalışan ya da patron, sosyal hayatta arkadaş, dost ya da sırdaş olabilirsin...
Hayatın içinde anne, baba, kardeş, eş ya da çocuk; iş yerinde çalışan ya da patron, sosyal hayatta arkadaş, dost ya da sırdaş olabilirsin. Rollerin değişir; fakat her rolde bir eksiği tamamlayan, bir soruna yetişen, bir yükü omuzlayan taraf olduğunda, herkesin hayatında bir yerin olur; kendi hayatındaki yerin ise giderek daralır.
Sorun çözebilmek bir meziyettir; her sorunu kendine vazife edinmek ise başka bir şey. Hatır kırmamak, borçlu kalmamak, minneti karşılıksız bırakmamak, kimseyi yarı yolda bırakmamak derken sınırlarını usulca geriye çekersin. Bir süre sonra başkalarının ihtiyaçlarını fark etmekte ustalaşırken, kendi ihtiyaçlarını ertelemekte de ustalaşırsın. Başkalarına ayırdığın yerde cömertleşirken, kendine sıra geldiğinde cimrileşirsin.
Üstelik insan kendini ihmal edişini her zaman ihmal olarak görmez. Sevgi der, bağlılık der, saygı der, hürmet der; yetişmeyi, yük almayı ve eksik tamamlamayı ilişkilerinin doğal bir parçası sayar. Kendinden verdikçe bağlarını koruduğunu düşünürken, kendi sınırlarından ne kadar vazgeçtiğini fark etmeyebilir.
Her “evet” gerçekten istemekten, her fedakârlık yalnızca sevgiden doğmaz. Hatırın, minnetin, borçluluk hissinin ve bir başkasını hayal kırıklığına uğratmama çabasının da insanın kararlarında payı vardır. Başkalarının hayatındaki yerini korumaya çalışırken, kendi hayatındaki yerinden vazgeçmek de mümkündür.
Ve gerekçenin adı ne kadar kıymetli olursa olsun, ortaya çıkan sonuç değişmez:
Herkese yetişmeye çalışan kendine geç kalır. Herkes için aranan biri olmak, sıra kendine geldiğinde kendine yabancı kalmaktır.
— Psikolog Hakan Göksel
