İstanbul Psikodrama'nın Tele'si 45'ten Sonra Çekmiyor
İstanbul Psikodrama Enstitüsü'ne bağlı Kayseri Psikodrama Enstitüsü'nün Antalya eğitimdeki yaş sınırı "spontanlık" mı "keyfiyet" mi?
İstanbul Psikodrama Enstitüsü'nün Tele'si 45'ten Sonra Çekmiyor!
İnsanın değişme, öğrenme ve gelişme kapasitesini savunan psikodrama yaklaşımında, eğitime kabul için 45 yaş sınırı konulması nasıl açıklanabilir? Peki, bilimsel gerekçesi ortaya konulmayan bir kabul koşulu, nerede kurumsal takdir yetkisi olmaktan çıkıp keyfiyete dönüşür?
Bazı kurumların kapısında görünmeyen tabelalar vardır. İçeri girmeden önce fark etmezsiniz. Hele konu insanı anlamak, empati kurmak, spontanlığı geliştirmek ve bireyin kendi sınırlarını aşmasını sağlamaksa, o kapıların biraz daha açık olmasını beklersiniz.
Fakat bazen karşınıza öyle bir sınır çıkar ki, yalnızca o kapının neden kapandığını değil, kapının arkasında savunulan bütün kavramları yeniden düşünmeye başlarsınız.
İstanbul Psikodrama Enstitüsü'ne bağlı bir eğitmen tarafından Antalya'da düzenlenecek psikodrama eğitimine katılmak için yaptığım başvuru, benim açımdan tam da böyle bir deneyime dönüştü.
Eğitim hakkında görüşmeler gerçekleştirdim. Katılma isteğimi ifade ettim. Ancak görüşmelerin üzerinden uzun bir süre geçtikten sonra, programa kabul için 45 yaş üst sınırı bulunduğu ve 48 yaşında olmam nedeniyle eğitime katılamayacağım bildirildi.
İlk tepkim şaşkınlık oldu. Ardından, psikodramanın temel kavramlarından biri aklıma geldi:
Tele.
Ve ister istemez şu soruyu sordum:
İstanbul Psikodrama Enstitüsü'nün Tele'si 45 yaşından sonra çekmiyor mu?
🎭 TELE VAR AMA 45'TEN SONRA SİNYAL YOK!
Psikodramanın kurucusu Jacob Levy Moreno'nun geliştirdiği Tele kavramı, insanlar arasındaki karşılıklı algıyı ve ilişkisel bağı açıklamaya çalışır.
İnsanı yalnızca dışarıdan gözlemlemek değil, onunla karşılıklı bir ilişki kurabilmek de bu yaklaşımın önemli unsurlarındandır.
Psikodrama, insanı önceden belirlenmiş kalıplara hapsetmekten çok, o kalıpların dışına çıkabilme olasılığıyla ilgilenir.
Spontanlık, yaratıcılık, rol değiştirme ve yeni deneyimlere açıklık, bu yaklaşımın temelinde yer alır.
Ne var ki karşılaştığım uygulamada, bütün bu kavramların önüne son derece somut bir sınır konulmuştu:
45 yaş.
İnsan ister istemez düşünüyor:
Moreno, tele kavramını geliştirirken acaba bir yere küçük puntolarla şu uyarıyı mı eklemişti?
“Dikkat! Karşılıklı algı, spontanlık ve öğrenme kapasitesi 45 yaşından sonra geçerliliğini kaybeder.”
Elbette böyle bir uyarı yok.
Ama insanın değişim kapasitesini savunan bir yaklaşımın eğitiminde karşılaşılan bu sınır, söz konusu ironiyi neredeyse kaçınılmaz hale getiriyor.
🧠 İNSANI ANLAMANIN SON KULLANMA TARİHİ Mİ VAR?
Bir insan 44 yaşındayken psikodrama öğrenmeye uygun görülüyorsa, 46 veya 48 yaşında hangi psikolojik yeterliliğini kaybetmiş sayılmaktadır? Spontanlığını mı?
Yaratıcılığını mı?
Empati kapasitesini mi?
Rol değiştirme becerisini mi?
Yoksa öğrenme yeteneğini mi?
Bilimsel açıdan kronolojik yaş ile öğrenme kapasitesi arasında bazı ilişkiler bulunabilir. Ancak bu, bireysel farklılıkları yok sayarak belirli bir yaşın üzerindeki herkesin öğrenmeye uygun olmadığını göstermez.
Öğrenme kapasitesi; bilişsel özellikler, motivasyon, deneyim, sağlık, eğitim geçmişi ve bireysel koşullar gibi birçok değişkenle ilişkilidir.
Dolayısıyla kronolojik yaş, tek başına bir insanın psikodrama öğrenmeye uygun olup olmadığını belirleyen yeterli bir bilimsel ölçüt değildir.
Üstelik psikodrama gibi insan ilişkilerini, grup süreçlerini ve yaşam deneyimlerini merkeze alan bir eğitimde, yıllar içerisinde edinilen deneyimin de önemli bir kaynak olabileceği göz ardı edilmemelidir.
Elbette eğitim kurumları kabul koşulları belirleyebilir.
Ancak burada sorulması gereken soru, bir kurumun böyle bir yetkisinin bulunup bulunmadığı değildir.
Asıl soru, bu yetkinin hangi bilimsel ve pedagojik gerekçeyle kullanıldığıdır.
⚖️ KURUMSAL TAKDİR YETKİSİ NEREDE BİTER, KEYFİYET NEREDE BAŞLAR?
Meselenin en önemli noktası burasıdır.
Bir eğitim kurumunun kendi programına ilişkin kabul koşulları belirlemesi, bu koşulların kendiliğinden bilimsel, adil veya tartışılmaz olduğu anlamına gelmez.
Kurumsal takdir yetkisi ile keyfiyet aynı şey değildir.
Takdir yetkisi, belirli amaçlara, nesnel ölçütlere ve açıklanabilir gerekçelere dayanmalıdır.
Keyfiyet ise bir kararın yalnızca onu veren otoritenin iradesiyle meşrulaştırılmaya çalışıldığı noktada ortaya çıkar.
Bir kurum, “Bizim eğitimimize 45 yaşından büyükler katılamaz” diyebilir.
Peki, neden?
45 yaşındaki bir aday ile 46 yaşındaki aday arasında, psikodrama eğitimi bakımından hangi belirleyici bilimsel farklılık bulunmaktadır?
Bu sınır hangi araştırmaya dayanmaktadır?
Hangi pedagojik zorunluluktan doğmuştur?
Hangi mesleki yeterlilik ölçütüyle ilişkilidir?
Ve en önemlisi, bu koşul bütün adaylara önceden, açık ve şeffaf biçimde bildirilmekte midir?
Bir sınır koymak başka şeydir; o sınırın neden var olduğunu açıklayabilmek başka şey.
Bir kurumun otoritesi, kararlarının sorgulanamaz olmasından değil, kararlarını gerekçelendirebilmesinden güç alır.
Bilimsel bir eğitim kurumundan beklenen de budur.
Çünkü bilim, otoritenin söylediğini sorgulamadan kabul etmek üzerine değil, iddiaların gerekçelerini incelemek üzerine kuruludur.
Bir kabul koşulu bilimsel bir temele dayanıyorsa bunun açıklanması mümkündür.
Pedagojik bir zorunluluktan kaynaklanıyorsa bunun da ortaya konulması mümkündür.
Ancak gerekçe açıklanmadan yalnızca yaş sınırının bildirilmesi, doğal olarak keyfiyet sorusunu gündeme getirir.
Bilimsel gerekçesi açıklanmayan bir ölçütün, sırf kurumsal bir karar olduğu için bilimsel kabul edilmesi beklenemez.
Burada İstanbul Psikodrama Enstitüsü'nün bütün eğitimlerinde keyfî uygulamalar bulunduğunu ileri sürmüyorum. Karşılaştığım koşulun enstitünün genel politikası mı, belirli bir programın kabul ölçütü mü, yoksa eğitmenin uyguladığı bir sınırlama mı olduğunu da kesin olarak bilmiyorum.
Tam da bu nedenle açıklama bekliyorum.
Çünkü açıklık, yalnızca adayların değil, eğitim kurumlarının da yararınadır.
🌍 AVRUPA'DA YAŞ SINIRI YOK, TÜRKİYE'DE NEDEN 45?
İşin dikkat çekici tarafı, Avrupa'daki psikodrama eğitim kuruluşlarının çatı örgütü FEPTO'nun (Avrupa Psikodrama Eğitimleri Federasyonu) yayımladığı asgari eğitim standartlarında 45 yaş üst sınırının bulunmaması.
Üstelik yalnızca FEPTO değil, Türkiye ve Avrupa'daki diğer psikodrama eğitim kuruluşlarının kamuya açık kabul koşullarında da böyle bir üst yaş sınırına rastlanmıyor. Almanya'daki bir kurum, eğitime başlamak için en az 22 yaşında olmayı şart koşarken 45 yaşında eğitimin kapısını kapatmıyor.
Peki, uluslararası eğitim standartlarında bulunmayan bu sınır, Türkiye'deki söz konusu eğitim programında hangi bilimsel ve pedagojik gerekçeyle uygulanıyor?
| Kurum | Yayımlanan yaş koşulu |
|---|---|
| FEPTO – Avrupa | 45 yaş üst sınırı belirtilmiyor. |
| İstanbul Psikodrama Derneği | Üst yaş sınırı belirtilmiyor. |
| İzmir Psikodrama Derneği | Üst yaş sınırı belirtilmiyor. |
| Psychodrama-Institut für Europa – Almanya | En az 22 yaş şartı var; üst sınır belirtilmiyor. |
| British Psychodrama Association – İngiltere | İncelenen eğitim bilgilerinde üst yaş sınırı belirtilmiyor. |
Burada tartışılması gereken mesele yalnızca bir yaş sınırı değil, uluslararası eğitim standartlarında açıkça yer almayan bir sınırlamanın hangi gerekçeyle uygulandığıdır.
Eğer bu sınır bilimsel bir zorunluluksa dayanağı açıklanmalıdır. Pedagojik bir gereklilikse gerekçesi ortaya konulmalıdır. Bunların hiçbiri değilse, karşımızda eğitim standardından çok kurumsal bir tercih bulunuyor olabilir.
Psikodramanın evrensel ilkeleri yaşla sınırlanmıyorsa, onu öğrenmek isteyen insanların önüne konulan bu sınırın gerekçesi nedir?
🔎 PSİKODRAMA ÖZGÜRLEŞTİRİRKEN KENDİ HİYERARŞİSİNİ Mİ ÜRETİYOR?
Burada tartışılması gereken bir başka mesele daha var.
Psikodrama, bireyin kalıplaşmış rollerini fark etmesini, farklı bakış açıları geliştirmesini ve yeni davranış olanaklarını keşfetmesini önemser.
Ancak bir eğitim yaklaşımının özgürleştirici bir felsefeye sahip olması, o yaklaşımı temsil eden kurumların her uygulamasının kendiliğinden özgürleştirici olduğu anlamına gelmez.
Hatta tam tersine, özgürlük ve gelişim kavramlarını savunan kurumların kendi uygulamalarını bu ilkeler açısından daha dikkatli değerlendirmesi gerekir.
İnsanı kalıplaşmış rollerinden özgürleştirmeyi amaçlayan bir yaklaşım, kendi eğitim sisteminde yeni kalıplar ve dışlayıcı kategoriler üretmeye başladığında, öncelikle kendi felsefesiyle yüzleşmelidir.
Eğer bir eğitim sisteminde bireyin öğrenme isteği, mesleki yeterliliği ve gelişim potansiyeli yerine kronolojik yaşı, demografik özellikleri veya belirli hiyerarşik kabuller belirleyici hale geliyorsa, burada yalnızca bir kabul koşulundan söz edilemez.
Bu durumda eğitime erişimin kimlere açık olduğu, kimlerin dışarıda bırakıldığı ve bu ayrımın hangi ölçütlere dayandığı da tartışılmalıdır.
Sınıfsal, demografik ve kurumsal hiyerarşilerin eğitim olanakları üzerindeki etkisi, psikodrama gibi insanın özgürleşme kapasitesini önemseyen bir alan için özellikle anlamlı bir tartışmadır.
Özgürlüğü öğreten bir yaklaşımın, özgürlüğe erişimi açıklanmayan sınırlarla daraltması ciddi bir düşünsel çelişkidir.
Bu nedenle psikodramayı, karşılaştığım bu sınırlamaların ötesinde, Moreno'nun düşünsel mirasına ve yaklaşımın evrensel ilkelerine bağlı bir eğitim ortamında öğrenmek istiyorum.
Eğer yerel uygulamalarda aşılması gereken sınırlar varsa, psikodramanın uluslararası eğitim geleneğine yönelmek de bu arayışın doğal bir parçasıdır.
Çünkü bazen bir düşüncenin neyi savunduğunu daha iyi anlamak için, onu temsil ettiğini söyleyen kurumların uygulamalarının ötesine bakmak gerekir.
🎭 MORENO BUGÜN BAŞVURSAYDI, KAPIDAN DÖNER MİYDİ?
Jacob Levy Moreno, 1889 yılında doğdu ve 1974 yılında, 85 yaşında hayatını kaybetti.
İnsan yaşamını yalnızca geçmiş deneyimlerin tekrarı olarak değil, yeni karşılaşmaların, yeni rollerin ve yaratıcı olanakların alanı olarak değerlendiren bir yaklaşım geliştirdi.
Spontanlığı ve yaratıcılığı psikodramanın merkezine yerleştirdi.
Şimdi küçük bir düşünce deneyi yapalım.
Moreno bugün hayatta olsaydı ve 50 yaşında bir psikodrama eğitimine başvursaydı ne olurdu?
Acaba kapıda şöyle bir yanıtla mı karşılaşırdı?
“Sayın Moreno, psikodramaya katkılarınızı takdir ediyoruz. Ancak yaşınız eğitim kriterlerimize uygun değil.”
Bu sahne, psikodramanın kendisine yakışacak kadar ironik.
Kendi geliştirdiği yaklaşımın eğitimine, yaşı nedeniyle kabul edilmeyen bir Moreno düşüncesi bile, söz konusu yaş sınırının yarattığı çelişkiyi göstermeye yetiyor.
Doğrusu, insanın spontanlığını ve gelişim kapasitesini kronolojik yaşa indirgemeyen Moreno'nun, böyle bir uygulama karşısında kemiklerinin sızlayacağını düşünmeden edemiyorum.
Elbette Moreno'nun her eğitim programının kabul koşullarına nasıl yaklaşacağını kesin olarak bilemeyiz.
Ancak onun düşünsel mirasının, bu tür sınırları sorgulamak için güçlü bir gerekçe sunduğu açıktır.
⚖️ MESELE BENİM KABUL EDİLMEMEM DEĞİL
48 yaşındayım.
İletişim, adalet ve psikoloji alanlarında eğitim aldım. Gazetecilik yaptım. Farklı disiplinlerden edindiğim bilgi ve deneyimlerle mesleki gelişimimi sürdürmeye çalışıyorum.
Bugün psikodrama öğrenmek istiyorum.
Bunun için herhangi bir kurumdan ayrıcalık beklemiyorum.
Ancak yaşımın, öğrenme isteğimin önünde neden belirleyici bir engel olarak değerlendirildiğini bilmek istiyorum.
Çünkü eşit değerlendirilme talebi, ayrıcalık istemek değildir.
Bir eğitim kurumunun başvurumu uygun bulmaması mümkündür. Fakat bu kararın yalnızca doğum tarihime dayandığı bildirildiğinde, bunun bilimsel ve eğitsel gerekçesini sormam da son derece doğaldır.
Bu yazı, bir kurumu itibarsızlaştırmak veya herhangi bir kişiyi hedef göstermek amacı taşımıyor.
İstanbul Psikodrama Enstitüsü'nün tüm programlarında aynı yaş sınırının bulunduğunu da iddia etmiyorum.
Ancak karşılaştığım uygulamanın açıklanmaya değer olduğunu düşünüyorum.
Özellikle psikolojiyle ilişkili eğitimlerde, kabul koşullarının şeffaf, tutarlı ve gerekçelendirilebilir olması gerektiğine inanıyorum.
İnsanı anlamak üzerine kurulu bir eğitimde, insanı dışarıda bırakan kararların da anlaşılabilir olması gerekir.
🎭 SON SAHNE: TELE ÇEKİM ALANI DIŞINDA
Psikodrama sahnesinde insanlar rollerini değiştirir.
Kendilerine başka birinin gözünden bakmayı dener.
Alışılmış kalıplarını sorgular.
Yeni olasılıklar keşfeder.
Belki de bu kez rol değiştirmesi gereken, psikodrama eğitimi veren kurumların kendisidir.
Bir anlığına 45 yaşını geçmiş, öğrenmeye istekli, mesleki gelişimini sürdürmek isteyen bir insanın yerine geçmeleri yeterli olabilir.
Sonra kendilerine şu soruyu sorabilirler:
“Ben bu insanı gerçekten değerlendirdim mi, yoksa yalnızca doğum tarihine mi baktım?”
Çünkü insanı anlamanın önündeki engellerden biri bazen yaş değil, yaşa ilişkin kalıplaşmış kabullerdir.
İstanbul Psikodrama Enstitüsü'nden beklentim açıktır: Tarafıma bildirilen 45 yaş sınırının kurumsal niteliğinin, bilimsel ve pedagojik gerekçesinin açıklanması.
Bu sınırın FEPTO'nun eğitim standartlarında bir karşılığı bulunup bulunmadığını da öğrenmek istiyorum.
Psikodrama öğrenme isteğim ise devam ediyor. Gerekirse bu eğitimi, yaşımın tek başına dışlayıcı bir ölçüt olarak kullanılmadığı başka bir kurumda, uluslararası eğitim geleneği içerisinde sürdüreceğim.
Çünkü öğrenme isteği bir kurumun kapısında sona ermez.
Psikodramanın tele'si insanlar arasında karşılıklı algıyı anlatır. Benim karşılaştığım uygulamada ise 45 yaşından sonra sanki bağlantı kesiliyor.
Belki de sorun yaşta değil, kapsama alanındadır.
Ve belki de asıl mesele, bir kurumun sınır koyma hakkı değil; o sınırın nerede bilimsel gerekçeden uzaklaşıp keyfiyete dönüşebileceğidir.
Çünkü insanı özgürleştirmeyi amaçlayan bir yaklaşımda, sorgulanamaz olması gereken hiçbir rol, hiçbir hiyerarşi ve hiçbir yaş sınırı bulunmamalıdır.
