Koç Yeniayı'nda küllerinden doğuşun pratik reçetesi
Gökyüzü bu kez sadece "başla" demiyor; "nasıl inşa edeceğini bilerek başla" diyor.
GÖKYÜZÜNÜN MATEMATİĞİNDE KOÇ YENİAYI
KÜLLERİNDEN DOĞUŞUN PRATİK REÇETESİ
1 derece Başak Burcu yükselenle başlayan, öncülüğün: başlatma enerjisinin devasalağını daha da vurgulayan ve Koç burcunun ateşinde kavrulan bu Yeniay süreci, bireysel ve toplumsal hayatlarımızda hem radikal bir devrimi hem de titiz bir ayıklanma dönemini müjdeliyor.
Ayıkladığımız ne olacak? Ayıklama ile gelen, bu radikal değişim dönüşüm, bizim irademiz dışında olacak. Sorumluluk bilincimiz ve güzel ahlakımız bizim şimdimizi ve geleceğimizi inşaa eden reçetemiz olacaktır.
Bu Koç Yeniayı, adeta bir "küllerinden doğuş" ve "zorunlu dönüşüm" manifestosu gibi duruyor.
Değişim kaçınılmaz ve değişim dönüşüm sürecimiz, "fren ve gaz" arasındaki o gergin dengeyi hatırlatır bize. Bir yandan büyük bir eylem arzusu, diğer yandan kısıtlanmışlık hissi ve sorumluluk. Ancak bu gerginliğin aslında bir "sıçrama tahtası" olduğunu kanıtlıyor.
“Değişime direnmenin sadece acı vereceğini, akışa uyum sağlamanın ise, bize mucizeler getireceğini fısıldıyor.”
Aşırı detaycılıktan, kusur aramaktan ve vesveseden vazgeçme vakti! Büyük resmi görmeye hazırlıyor bizi!
Bu Yeniay, toprak elementinin sağlamlığı ile ateş elementinin tutkusunu birleştiriyor. Köklerinmzin toprağın derinine salmasına sağlamlığı ile, dallarımızın gökyüzünün sonsuzluğuna uzamasına tutku ile müsaade et! Müsaade ilmiyle aşılır tüm basamaklar.
“BEN” DEMENİN ÖTESİ
Yaşanılan her olay, derin bir psikolojik baskı ve ardından gelen bir farkındalık patlamasına işaret eder.
Gölge yanlarımız, öke kontrolü, acelecilik ve krizler içinden geçerken sabırsızlık olabilir bu süreçte. Ve gölgelerimizi büyütecek devasa bir başlatma enerjisi var. “BEN”in gölgesi, kendi benliğini esir alabilir. “BEN” demenin ötesi bencilliğe de bensizliğe de açılabilir,
Bencillik, ötekileştirmeye ayrıştırmaya hizmet eder.
Bensizlik, ben’in kurban edildiği, insan olmak İÇİN verilen cüzzi iradenin hiç kullanılmadığını, veya başkasının hizmetine sunulduğunu gösterir.
Bir ömür heba olmuş demektir.
Oysa biz özümüz bildiğimiz “BEN” ile birlikte, BEN’in ötesine geçmeyi murad ederiz, bu BEN ile birliktelik,“BİZ” olmamızda, bizliğin içindeki “BİR “ olmamızda etkindir ve yetkindir. BEN’in ötesi çoktur, BİR’lik deryası tektir!
GÖLGENİN VARLIĞINDA HEDEFİMİZ
Gölge yanlarımız kendi merkezimize gelmiş oturmuşsa, karanlıklarda kalırız. Üstüne üstlük susmayan zihnimizin vesveseleri ateşe körükle gider. Hiç bu kadar detayın detayına takılı hissetmemiş olabiliriz.
Tabii krizlerin kaosların olduğu alanı ateşe veriyoruz. Öyle bir şey ki aniden saklanan sırlanan gizlenen pat diye günyüzüne çıkıyor ve tepkilerin şiddeti artıyor. Ateş elementinde aşırılık var.
Gölgemizi kendi merkezimize almak yerine, gölgemize yüzümüzü dönmek onu takip etmek yerine, gölgemizi arkada bırakıp hiç yokmuş gibi yaşamak yerine, Dur! Hiç bir şey yapma! Sadece izle!
Zihnimizden geçenleri izle! Peşine düşme! Peşine düştüğünü fark ettiğin anda yeniden izlemeye devam et! Kendini dışarıdan izle! Şimdi bu durumu değere nasıl dönüştürebiliriz? Ne yapabiliriz? Sakin dingin bir şekilde bir daha bak! Odağımız nerede? Neyi büyütüyoruz?
Merkezine kendini koyamayan kendi hayatını ve kendi inancını yaşayamayız. Hedefimiz kendi kendimizle bağ kurmak! Hedefimiz öz değerimize ulaşmak! Hedefimiz kendi kadrimizi bilen olmak!
IŞIĞIN GÖLGESİ OLMAZ!
Koç yeniay sürecinde ateş elementi aşırılığının krizler kaoslar evinde toplaşması, bizim aman dediğimiz yerden, bir gerginlik olmasın diye sustuğumuz yerden, bizi ateş hattına maruz bırakacak. Ateşin özelliği sadece yakıp “kül “etmek değildir, karanlığı aydınlatan “ışığı” ve “simya”nın gücünü de temsil eder.
Ayrıca ateş elementi hem öfkenin kinin nefretin zulmün, hem bilgiyi bilgeliğe dönüştüren kıvılcımın, hem de aşkın sevginin şefkatin merhametin kaynağıdır.
Biz ateş elementinin hangi özelliğini kullanacağız?
Seçim senin, sen seçimsin!
İnsan yönünü ışığa döndüğünde gölgesini göremez. Işığa arkasını döndüğünde kendi gölgesinin karanlığında kalır.
İnsan kendi nurunu keşfedip, bu nuru parlattığında; ne karanlığa hizmet eder, ne de aydınlığa tapar.
Işığın gölgesi olmaz!
GENİŞ BAKIŞ, İNSANIN KENDİSİNDE SIRLI
Çin astrolojisine göre bu yıl ateş elementi hakimiyeti var, bu element savaşları yangınları aleni saldırıları temsil eder. Sadece Ülke çapında değil dünya olarak böylesi Çetin bir süreçten geçiyoruz.
Gökte ne varsa yerde de o vardır. İnsan da tüm kainat sırlı olduğuna göre, kendini bilmek büyük önem arz eder.
“Zerrenin zerresinde kainat mevcut ise, zerrenin inkişafı, kâinatı, cenneti âlâ’ya çevirir.” Ki o zerre, insan. Zerrenin inkişafı “insanı kamil” olmayı anlatır.
Kendini bilen güzel ahlaklı insanlar, bu dünyayı ayakta tutanlardır. Times dergisinde yayımlanan bir makale de bir spiritüalistin enerjisi 110 bin insanın negatif enerjisini, bir diğer makalede ise bir spiritüalistin enerjisi 90 bin insanın negatif enerjisini nötürlediğini belirtiyor.
ATEŞLE İMTİHAN VE RUHSAL UYANIŞ
Gökyüzü bu kez sadece fısıldamıyor, adeta haykırıyor! Koç burcunun öncü ve yakıcı enerjisiyle gerçekleşen bu Yeniay, hayatlarımızda ertelenmiş ne varsa masaya yatırmaya hazırlanıyor. Yükselenin Başak Burcu olması, bu devasa ateş enerjisinin "titiz bir işçilikle" ve "hizmet" odaklı bir düzenleme isteğiyle hayatımıza gireceğini gösteriyor.
Bizim nurumuz var, hangimiz kendi nurunun farkında? Hangimiz kendi nurunu parlatmak için nefis tezkiyesini, kalp tavsiyesini uyguluyor? Evvelinde de ahirinde de asıl olan edep Ya Hû!
Edebimiz, sorumluluğumuzu layıkıyla yerine getirmeyle doğrudan birbirne bağlıdır. “Edepli Sorumluluklar abidesi, kişiselliği derdest edip, haysiyetli yaşamanın, insan olmanın onurunu taşır.”
İlahi nizamın içinde sorumluluğunun farkında olan ateş elementinin sevgi şefkat aşk duygularıyla halleşerek ruhuyla dans edebilir. Aşk İLE Hû!
Ya da ateş elementinin bilgiyi bilgeliğe dönüştürecek o eylemin kıvılcımı olabilir. Nurumuz parlar iki cihanda!
Ya da ateş elementinin kin nefret öfke duygularıyla kendi cehennemine odun atmaya devam edebilir.
KRİZDEN GELEN GÜÇ
Bu yeniay bize, krizlerin kaçınılmaz olduğunu ancak bu krizlerin birer doğum sancısı taşıdığını fısıldıyor.
Finansal borçlar, ortaklı kazançlar ve psikolojik derinliklerimizde bir temizlik dönemi başlıyor. “Krizin varlığnda, "disiplinsiz cesaretin" bedeli ağır olur.”
Sorumluluk bilincini akıl ile bir eyleyen, bu kaostan çıkacak, stratejik gücü kendinde bulabilecektir.
Ve hatırla! Akıl mantık değildir, zeka değildir, zihin hiç değildir. Kuran-ı Kerim’de geçen “siz hiç akil etmez misiniz?” Ayetinin manasını hiç teferruatlı düşündünüz mü? Vicdan ile muhasebe etme, irade ile güçlendirme, gönül ile idrak etme birliğidir. Aklın yolu BİR’dir, hakikate revan olan gönülü anlatır. Hakikat tektir! Tekliğe giden yol disiplinli cesaret ile olur. Sorumluluklarına sahip çıkmak cesaret ister. Edep Ya Hû!
Kahraman dışarıda değildir.
Kendinin kahramanı olmaya hazır mısın?
YARA:DÖNGÜ:YARALI ŞİFACI
bu Yeniay'ın en hassas noktası, psikolojik düzlemde bu, "yaralı şifacı" arketipinin devreye girmesidir.
Kendimizin de en hassas noktası, kendi yaralarımız acılarımızdır. Yaralarımız için söylediğimiz tabirler de hayatımıza sirayet eder.
Kanayan yara; halen aynı döngünün esiri olduğunu, Yarama tuz basma; tekrar tekrar o döngüye takıldığını,
Yaram derindir; döngünün kökünün sınırsızlığını o döngünün büyüklüğüne acizliğini gösterir. Tüm bu tabirler yaramızın halen bizim odak noktamız olduğunun kanıtıdır. Yani kendi merkezimizde olamadığımızın nişanesidir. Canımızı acıtan da burasıdır. Merkez kaç kuvvetidir can yakan.
“Yaralarımız ile yüzleşmede gönül razılığımıza ulaştığımız anda, şifamız mümkündür.”
“Elinden gelenin en iyisini yap ama neticeyi İlahi İrade’ye bırak. Sabır ve eylem terazisinde, kalbinin sesini dinle.”
Yaralarımızın aslında bilgeliğimiz olduğunu hatırlatıyor. Psikolojik olarak "kurban" rolünden çıkıp, kendi hayatının kahramanı olma cesaretini gösterenler için bu dönem büyük bir şifa kapısıdır. Kaderin bizi konfor alanımızdan zorla çıkararak, ruhsal olgunluğa ittiğini gösteriyor.
LİMANIMIZ, AİLE: DÜSTURU, ŞEFKAT VE AİDİYET
İnançlarımızı, hayata bakış açımızı sorgularken; kendimizi ifade etme şeklimiz ve hayattan aldığımız keyif bir süzgeçten geçiyor. Kendi yaralarımızı sarmadan, dünyaya yeni bir fikir sunamayacağımızı anlayacağımız bir "kader anı" yaşayabiliriz.
Gökyüzündeki bu durum ile, geçmişin özlemi bizi alıkoymaya çalışsa da, bizi teslimiyete ve kolektif bir iyileşmeye çağırıyor. Aynı zamanda yeniay, bir “Tecelli" dönemine işaret ediyor. Bu süreçte, bizim, sığınacağımız yegane limanın adı “AİLE”, düsturu "şefkat ve aidiyet" olduğunu hatırlatıyor. Ayrıca karşılıksız başkalarına yardım ettikçe, toplumsal yaralara merhem oldukça, kendi şansını büyüteceğini gösteriyor.
Ateş elementini iyileştirmede, Celal’den Cemal’e tecelli sıfatlarından "El-Kadir" ve "El-Mütekebbir" ile ilişkilendirilebilir; yani sonsuz güç ve azamet. Nefsin "ölmeden önce ölme" (fena) makamına bir davettir.
Kendi içsel karanlığımıza daldığımızda, oradan ancak sabır ve yüksek bir inanç ile çıkabiliriz. Bu bir arınma ateşidir; yanan sadece prangalarımızdır. , Hatırlayın, ateş sadece yakmaz; aynı zamanda yolu aydınlatır. Kendi ışığınızı bulmanız dileğiyle…
Selamen selame Ya Habibullah, aşkla ilimle lütufla
