7 Ağu Pz

Obezite ve obezler ile ilgili ezber bozan bilimsel tez

Bilim adamları obeziteyle mücadelede "kalori sayma" ve "egzersiz" önerse de obez sayısı çığ gibi artıyor. Pekiyi "az yemek ve egzersiz" obeziteye çözüm değilse?
kilo obez obezite

Bilim adamları obezite ile mücadelede 100 yılı aşkın süredir Kalori Sayma ve Enerji Dengesi odaklı tedaviler öneriyor. Buna rağmen obez insan sayısı giderek artıyor. Kaloriyi azaltmak obezitenin önüne geçemiyor.

Bugün sadece Amerika'da obezitenin maliyeti 1 milyar $'ı aştı. Yani bu yöntem işe yaramıyor. Az sayıda bilim insanının obezite ile ilgili alternatifler görüşlerine de adeta yer yok.

Karbonhidrat İnsülin Modeli'ne göre Kalori- Enerji Modeli'nin "Kalori alımı, kalori tüketiminden fazla ise yağlar depolanarak kilolar oluşur" tezine karşı çıkıyor ve alternatif öneriyor.

Boston New Balance Vakfı Obezite Önleme Merkezi Boston Çocuk Hastanesi eş direktörü, Harvard Tıp Okulu pediatri profesörü ve Harvard TH Chan Halk Sağlığı Okulu beslenme profesörü David S. Ludwig obezite ilgili ilginç bir tez ortaya attı. Ludwig’in obezite konusunda sorusu ezberleri bozdu.

“Ya kalori ve enerji dengesine odaklanmak yanlışsa?”

Tüm dünya obeziteyi şu şekilde tanımlanıyor. Tüketilen kaloriden çok kalori yüklemesi yapılırsa fazla miktar vücutta yağ olarak depolanıyor ve kilo alınıyor. Bu teze göre tüm kaloriler vücutta benzer özellik gösteriyor. Kilo vermenin tek yolu ise az yemek ve egzersiz ile fazla kaloriyi yakmak.

1900 yılların başından itibaren bu tez kalori sayımına odaklanmıştı. Düşük yağlı enerji yoğunluklu besinlerle diyet ön plana çıktı. Enerji Dengesi kuramı obezite önleme ve obezite tedavisine egemen oldu. Günümüzde ise şeker ve yağ oranı yüksek modern gıdalardan uzak durulması öneriliyor.

Uzmanlara göre "Enerji Dengesi Teorisi doğru olsa da gerçeklerle bağdaştırmak zor." Yakın dönemde Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan analize göre 2000’li yıllardan itibaren insanların kalori tüketimi sabit kaldı hatta azaldı.

Kaloride azalmaya rağmen obezite oranları yüzde 30 artarak nüfusun yüzde 42’sini etkiliyor. Bu paradoksu hareketsiz yaşam ile açıklamak da mümkün değil. Çünkü insanlar ABD’de son 20 yılda fiziksel olarak daha aktif hale geldi.

Kalori ve enerji dengesi yanlış ve buna odaklanmak obezitenin neden ve sonucunu tersine çeviriyorsa?

Avrupa klinik beslenme dergisinde bu hafta çıkan yazıda uzmanlar aşırı yemenin obezitenin birinci nedeni olmadığını savunuyor. Diğer taraftan kilo alma süreci insanların fazla yemesine sebep oluyor. Bu tezi savunanlar arasında doktorlar halk sağlığı uzmanları ve bazı araştırmacılar var.

Uzmanlar bunu obezitenin farklı bir model olarak tanımlıyor. Bu modele Karbonhidrat - İnsülin modeli adını veriyorlar.

Bu teoriye göre artan obezitenin suçluları: Beyaz ekmek, beyaz pirinç, kahvaltılık gevrekler, patates ürünleri, şekerli yiyecekler vb. Bunlar düşük yağlı diyet esnasında listeleri dolduran işlenmiş ve hızlı sindirilen karbonhidratlar. Bu tarz karbonhidratların tüketimi insülin seviyelerinde çok yükseltiyor. Vücutta yağ depolamasını programlayan hormonsal değişikliklere neden olduğu iddia ediliyor.

Bu teze göre obezite hastalığı aşırı yemekten değil kalori dağılımının dengesiz olmasından kaynaklanıyor. Her öğünde çok fazla kalori yağ dokusunda tarafından emiliyor. Vücudun enerji ihtiyacını karşılayacak kalori miktarı kan dolaşımında azalıyor.

Kaloriler yağlar tarafından tutulduğundan beyin de vücudun ihtiyacını karşılamak için yemek yemeye sürelerini kısaltıyor. Daha çabuk acıkmaya neden oluyor. Eğer kişi açlığını görmezden gelir ve kalorilerini kısıtlamaya çalışırsa ondan sonra beyinde metabolizmayı yavaşlatarak enerji tasarrufu sağlıyor. Bu durumda obeziteyi bolluk içinde açlık olarak tanımlamak mümkün. Bu teoriye göre kaloriyi kısıtlamak uzun vadede işe yaramıyor. Çünkü vücuttaki hormonlar ve diğer biyolojik etkiler tarafından yönlendiriliyor. Aşırı yağın depolanmasına yönelik altta yatan vücudun yatkınlığını ise ele almıyor.

Uzmanlar bu tür çözüm yerine farklı bir öneri ortaya atıyor. Yukarıda anlatılanlar yerine kan şekeri ve insülin dalgalanmasını azaltmak için formül farklı. Yüksek yağlı diyetle düşük işlenmiş karbonhidratlar tercih edilebilir. Bu yöntem sayesinde yağ dokusunun bastırılmış kalorileri serbest bırakması sağlanabilir. Bu durumda daha az açlığa yol açar. Kalori sınırlamasına gerek olmadan kilo kaybı yaşanır ve uzun vadede daha başarılı olabilir.

Eneji-Kalori Dengesi mi Karbonhidrat İnsilün Modeli mi?

Akıllara şu soru gelebilir: Karbonhidrat İnsülin Modeli mi yoksa Enerji Dengeleme , Modeli mi daha doğru?

Bu soruya net bir cevap vermek maalesef şimdilik mümkün değil. Obezite için bilim dünyası alternatif paradigmaları henüz ciddiye almadığından bu sorunun cevabı henüz yok. Ve bu konuda hiçbir araştırmada yapılmadı. Önceki çalışmalara ek olarak yeni yayımlanan bazı bilimsel makaleler, kısa süreli denemeler zayıf bulunsa da Karbonhidrat İnsülin Modeli tezinin doğruluğunu destekliyor.

Diğer taraftan düşük yağlı diyet denemelerine çok sayıda yatırım yapılmış olmasına rağmen ilk sonuçlar herhangi bir fayda sağlamıyor. Abd hükümetinin ulusal sağlık enstitüleri uzun vadede 1 tane bile düşük karbonat insülin dengesi çalışmasını finanse etmedi. Uzmanlar bu durumun adil olmadığına inanıyor. Ve onlara göre bu direnişin arkasında kültürel nedenler var.

1900 yıllardan itibaren obezite hastalığı “insanların karakter suçu” olarak görüldü. Çalışmalar suçun bütün sorumluluğunu obez hastalara yükledi. Fakat vücut ağırlığı üzerine biyolojik ve genetik etkiler üzerine onlarca yıl çalışma yapıldı. Bugün hâlâ obez olan kişiler neredeyse tüm kronik hastalıkların nedeniymiş gibi görülüyor. Sanki kiloları onların suçuymuş gibi psikoloji damgalanıyor.

Enerji - Kalori Dengesi tezi aşırı yemek yemeyi kişinin öz kontrolüne bağlıyor. Dolayısıyla kiloları onların suçuymuş gibi klişe bir düşünceye katkıda bulunuyor.

Bu tezin yeni versiyonlarda çıktı. Onlara göre beyindeki birincil ödül merkezi kişinin gıda alımını yönlendiriyor. İster birinci neden olsun, isterse ikinci olsun; obez kimselerin bilinçaltı veya bilinçli nedenlerle cazip gıdalara karşı koyamadıklarına inanılıyor.

Diğer taraftan alternatif paradigmaya göre obeziteyle ilgili derinlere kök salmış kavramlar kesinlikle doğru değil.

Elbette bilimin özünde şüphecilik var. Enerji Kalori Modeli ve varyasyonları başarısız olmaya devam ediyor. Obezite oranları halen yükseliyor. Bu durumda bilim dünyasının obeziteyle ilgili yeni fikirleri bastırması değil tam aksine teşvik etmesi gerekiyor.

Günümüzde tip 2 diyabetin sadece kilo komplikasyonun maliyeti 1 milyar doları aşmış durumda. Bu büyük obezite sorunu karşısında farklı çözümler düşünmeliyiz. Radikal bile gelse farklı fikirlere yol açmalıyız. Çünkü aşırı yemek yemek bir semptomdur, sebep değil.

DOSYAHABER.COM