Köşe Yazısı Güncelleme Tarihi: 5 Kas 2025 17:12

Ruhun sana hiç bu kadar yakın olmamıştı

Uzağında mıyım ki dediğinizi duyar gibiyim. Dünyanın uydusu Ay yakın zamanda hiç bu kadar dünyaya yakın mesafede dolunay fazında olmamıştı.

süper ay

GÖKYÜZÜNÜN MATEMATİĞİNDE BOĞA DOLUNAYI

Uzağında mıyım ki dediğinizi duyar gibiyim. Dünyanın uydusu Ay yakın zamanda hiç bu kadar dünyaya yakın mesafede dolunay fazında olmamıştı. Ve birde boğa akrep aksında, harita yerleşiminde 1-7 evler aksında.

Şimdi hazır olun kendinizle buluşmaya ruhunuzla buluşmaya!

Tabii bunun için zamanla halleşmeye hazır mısınız? Bazen adım atmak ileriye gitmek değildir, ileriye gitmek için yavaşlamak, durmak gerekebilir.

Kendini dinlemek, anlamak ve kendinle halleşmek için!

İnsanın zihni, sadece çalışmaya odaklı, bir şeyler yapmaya odaklı, sırf bu sebeple hiç bir şey yamadığımızda zamanımızı boşa harcadığımızı düşünüyoruz. Oysa ki var olmak, her şeyden daha kıymetli. Ve var olmanın içindeki hallerimiz de kıymetli!

Hiç bir şey yapmadan varlığımızı nasıl onurlandırırız? Bunu hiç düşündünüz mü?

Zamanı da mekanı da onurlandırdığımızda.

Mekan bedenimiz, zaman da ruhumuzdur, aslında. Hiç bir şey yapmadan, sadece bedenimizi vatanı bilen ruhumuza ulaşmak bir nevi zamanın içinde ol AN’da yaşamaktır.

Zamanın ne öncesi vardır ne sonrası, sadece an vardır. Sanki durduğumuzu düşünürler. Eylem dışarıda değildir de ondan. Öyleyse herkesin anlayacağı dilden söylersek; Durduğumuz da, halimiz ile halleştiğimiz de, sözsüz harfsiz konuşma dediğimiz, hal ilminde demlendiğimizde, kendimizle baş başa kaldığımızda, içsel yolculuğumuz devam eder aslında, hiç duran bir şey yoktur. Devinim içerdedir. Zaten aradığımız şey de dışarıda değildir, bu bir yanılsamadır. Hayat, bizden yansıyandır.

BEN KİMİM? NEYİM? NEDEN BU HALDEYİM?

Ben kimim? Neyim? Neden bu haldeyim? En çokta bu sorular dönüp duruyor kafamızda. Şimdi kim ve ne sorularını şöyle düşünün; Odağınız neresi? En çok neyi düşünüyorsunuz? Neyi konuşuyorsunuz? Neyi önemsiyorsunuz? Önceliğiniz ne? İşiniz mi? Evladınız mı? Eşiniz mi? Aşınız mı? Paranız mı? Dışarıya nasıl göründüğünüz mü?

Cevabımız ne ise biz O’yuz. İyi ama bunların hiçbiri kendimizi temsil etmiyor ki! Gökyüzünün Matematiğinde boğa dolunayı, kendi değerimizi kadrimizi bilmemizi istiyor.

Tam da bu yüzden, bazen ilerlemek; yol almak değil olduğun yerde anda demlenmektir, yolculuğa eşlik edeni belirlerken neyi geride bırakacağının farkına varmaktır, kendini nasıl taşıyacağının değeriyle buluşmaktır.

Bırakırken eksildiğini düşünmek, bilincimizi eksiltendir, Oysa kendimizde yeni bir filiz yeşertebilmek için, o boşluğa ihtiyacımız vardır. Çünkü kader gayrete aşıktır! Yeni filiz metaforu yeni bir kadere açılan kapıdır.

Bir de günümüzde oldukça yaygın olan bilgi kirliliği ile doymayı bilmeyen bilgi açlığına bağlı üzerimize yük olmuş kullanılmayan nice fazlalıklar vardır. Onlara neden tutulu kaldık böyle. Entelektüel olmak bu demek değildir. Bilgelik, bilgiyi yaşamda kullanmayla zekatını vermeyle olur. İşte bu halin esaretinden kurtulmak mümkün!

Öğrendiğini; Ya kullan, ya öğret ya da kitap yaz. Bunları da yapamıyorsan eğitimlerden uzak durabilirsin, çoban itikadına geçiş yapabilirsin.

İşte bu dolunayda böylesi bir geçiş köprüsüdür. Yüklerinle o köprüye sığmak mümkün değildir. Öğrendiklerimiz bazen en ağır yüktür, bazen kısır döngüye sebep olan alışkanlıklarımız, düşünme biçimimiz, hatta bilinmeyenden kaçınıp konfor alanına sıkışıp kaldığımız veya konfor alanına bağlılığımız, bu yüklerimize misallerdir. Şimdi seçim sensin, seçen sensin! Sen neyin temsilisin? Karar verme zamanı!

Hayat güzel bir hediyedir.

SAHİP ÇIKMAK MI? MALİK OLMAK MI?

Gözlerimiz var lakin göz kendini göremez. Varlığını aynada görebilir. Aynada gördüğümüz bu beden, sahip olduğumuzu düşündüğümüz her şey, hatta evladımız dahi sahiplenmek başka bir deyişle malik olmak için bizim değildir. Bize ait değildir.

Her bir varlık nevi şahsına münhasırdır. Bedenimiz malımız mülkümüz fani dünyanın fani yansımasıdır, hiçbiri kalıcı değildir. Baki olan sadece ruhumuzdur. Ama bu demek değildir ki somut olandan uzak dur, onu yok say, aksine varlığımızı onurlandırmak için hem bedenimize hem evladımıza hem de eşyamıza sahip çıkmak korumak mühimdir.

Mesela odamızda şahsı eşyalarımız dağınık öyle dağınık ki bazen üzerine bile basıp geçersin, senin için o kirli bir çorap olabilir, o seni temsil eden eşyandır ve üzerine bastığında, onu değersizleştirmiş olursun. Sen kendine değer vermezken, değer görmeyi beklemek kendini kandırmaktır.

Bu dolunay konumuz değerlerdir aynı zamanda ve beraberinde değerlerimize sahip çıkmaktır. Kendi değerini kıymetini kadrini bilmeden evladına eşyana bu dünyaya nasıl sahip çıkabilirsin ki?

DUYGULAR VE DÜRTÜLER MUAZZAM COŞACAK

Bu boğa dolunayının hem birinci evde oluşu hem yükseleninin koç burcu oluşu hem de dünyaya en yakın mesafesinden ötürü çekim gücünün üst seviye oluşu bizim için duygusal ve dürtüsel olarak az kolay olacağının sinyallerini veriyor.

Enerjisel bu yükseklik bireysel farklılıklar sebebiyle çok fazla olasılık sunar. Şiddet olaylarını, kazaları, doğal afetleri tetikleyebilir. Olay olgu durumu kişiselleştirmeyi müsaitleştirir. Duygusal yoğunluktan ötürü, bilincimizle aklımızla yapacağımız eylemlerimize değil, dürtüsel hareketlerimize maruz kalabiliriz.

Böylesi durumları kişiselleştirilmekten uzaklaşıp; o anda derin derin nefes almaya odaklanmak, sakinlik veren hallere sığınmak, kalabalık alanlardan uzaklaşmak, yürüyüş yapmak, doğa ile başbaşa kalacak etkinlik içinde olmak, spor yapmak, bu yüksek enerjiyi sağaltmamıza yardımcı olacaktır.

Tabii bunu o halden kaçınmak için önermiyorum. Olacak olanın önüne geçemeyiz. İçimizde coşan duygularımızla hislerimizle yüzleşmek, sevgiyle kabule geçmek asıl şifadır. Ancak gökyüzünün rehberliği yaşamımızı kolaylaştırmamıza yardımcıdır. Gökte ne varsa yerde de o vardır.

HEDEFTE SORUMLULUK İLE DİSİPLİNE OLMAK VAR

Dolunay haritasının hedefinde sorumluluklarını bilmek disipline olmak, ilahi yasalara, kanun ve kurallara uymak var. Kendi kendimize karşı olan sorumluluklarımızın farkına varmak kıymetlidir. Bizim coğrafya insanımız disiplinli olmayı ve kurallara uymayı hiç düşünmemiştir, bunu düşüneni öyle yapanı da tuhaf karşılar.

Ve konuşmalarında çalışkan olmaktan adaletli olmaktan bahsederler bi de şanlı geçmişimiz ile övünürler. Sözleri, edasıyla uyuşmaz, üstüne üstlük bunu umursamaz, bir de hemen her şeyi kolayca yargılarlar. Tabii ilahi yasalar daima çalışır, kaotik görünen bu hal bile uçlarda dengededir.

Ve yine Atamın sözlerini hatırlayan olduk. Bu dünyada en zor işi nedir? Diye sorduklarında, “...dünyanın en zor işi Türk milletini ayağa kaldırmaktır. Ben en çok bu noktada zorlandım. Bundan daha zor olanı ise, harekete geçince bu milleti durdurmaktır!”

Çalışmadan, yorulmadan ve üretmeden, rahat yaşamak isteyen toplumlar; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini, daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar. Mustafa Kemal Atatürk

Uyan Ey Yüce Türk Milleti!

Değerlerine sahip çıkmak için displine ol ve sorumluluklarını üzerine al! Bu vatan bizim! Dışarıda kahraman arama, kahramanın kendinsin, cesaret sensin, ayağa kalk ve adım at!

“Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”

Bizden bize aşkla ilimle lütufla Selamen selame,

Ekleme Tarihi: 5 Kas 2025 17:12