Köşe Yazısı Nis 12 2016

Şampiyonluk yakın menemenleri yapın

Şampiyonluk yakın menemenleri yapın
Valideçeşme yangın yeri, alev alev her yer… Beşiktaş Bereket Jimnastik Kulübü sporcuları yangına müdahale etmek için bölgeye koşarlar. Yangın güç bela kontrol altına alındıktan sonra tam geri dönmeyi ve antrenmanlarına devam etmeyi planlayan sporcuları bir başka sürpriz beklemektedir, Futbol…

O yıllarda işgal altında bulunan İstanbul sonunu bekleyen bir idam mahkûmu gibi kaderine boyun eğmişken, İngilizler girdikleri tüm ülkelerde olduğu gibi Osmanlı’da da öncelikle kültürlerini yerleştirmeye çalışıyorlardı.

İşte bu şartlar altında ülkelerindeki yangına, geri kalmışlığı, kaosa kısacası büyük bir yangına bir kova da olsa su dökmek için elini taşın altına koyan Beşiktaşlı gençlerin gözüne İngilizlerin oynadığı oyun takılır. Kader de bir yandan ağlarını örmeye devam eder…

Bir İngiliz oyuncunun kötü vuruşu sonucu meşin yuvarlak tam da adına yaraşır şekilde yuvarlana yuvarlana Katip Tevfik’in önüne gelir ve o dönem Osmanlı Devleti’nin sıkı kuralları nedeniyle bırakın futbol oynamayı topunu bile bulmanın imkansızlığı içinde olan sporculardan Katip Tevfik topu alarak mekandan hızla uzaklaştı…

1911 yılına kadar top bir kenarda, sporcuların gözü topta hasret ateşi yanar durur içlerinde… Tıpkı bugün tüm Beşiktaşlıların bir vuslat anı gibi bekledikleri stat açılışı gibi.

Vustal Gerçekleşti

Bu nedenle Beşiktaş kurulduğu günden itibaren asi olduğu kadar sabırlı olmayı da öğrendi. Ve şunu da öğrendi ki Beşiktaş demek imkansızı gerçekleştirmek demekti.

Tıpkı Katip Tevfik’in kaçırdığı topu Refik Osman’ın evinde yıllarca saklamaları gibi ya da yıkılması da yapılması da imkansız denilen İnönü stadına 2013 yılında ilk balyoz darbesini kendi elleriyle vurmaları ve bu mabedin yerine sadece zemininin 12 milyon TL’ye mal olduğu bir saray yaratacaklarını bilmeleri gibi, kısacası imkansızı severdi Beşiktaşlı sporcular da taraftarlar da…

Tıpkı 1910’lu yıllarda olduğu gibi yine sabırlar tükenmiş stat açılış günü gelip çatmıştı… Burada Beşiktaşlı taraftarlara bir parantez açmak istiyorum.

Hepinize helal olsun

Günler öncesinden başlanan Fikret Orman’ı yıpratma çalışmaları, devlet erkânının gelişini eleştirip bunu Beşiktaş yönetimi taraftarı devlet erkânına değiştiye yorumlama çabaları komikti ama bu sefer ne yalan söyleyeyim çok tedirgindim.

Ya Beşiktaş’ın o asi ruhu canlanır ve hiçbir mesneti olmayan bu iddiaları ciddiye alarak, başta yönetim olmak üzere hükümet ve diğer kesimlere tepki göstermek için maça gelmezse ya da maç süresince alakasız sloganlarla maçı sabote ederlerse…

Bu sorular ve çekinceler içinde uyandık güne… Ancak Beşiktaşlılık duruşu ağır basmış olacak ki taraftar sağduyulu davranarak açılır açılmaz stadı kapatmak isteyen zevata pirim vermedi ve hep maçın içinde kaldı.

İlk ataklar, gelen gol, sahada olmayan hakem

Maçın santrası yapılır yapılmaz enfes bir futbol ziyafeti de başlamış oldu. Beşiktaşlı futbolcular sağlı sollu ataklarla Bursaspor kalesine yüklendikçe Bursa golü ne kadar geciktirsem o kadar kârdır felsefesiyle oynuyordu.

Ancak Ricardo Andrade Quaresma Bernardo, Oğuzhan Özyakup ve José Ernesto Sosa’nın oyun açlığına Mario Gómez García’nın gol açlığı eklenince fazla da dayanamadılar. Gelen ilk golün ardından ataklarını daha da yoğunlaştırır dediğimiz Kara Kartal tıpkı Kasımpaşa maçında olduğu gibi neredeyse atar atmaz bir gol yiyerek taraftarı strese sürükledi.

Burada defanstan ve kaleden bahsetmek gerekiyor. Başta Kaptan Tolga Zengin’e bir çift söz söylemek lazım, Denis Oleksandroviç Boyko nedeniyle kaleyi kaptırma ihtimali ortaya çıkınca panter kesilen bu kardeş, Denis Oleksandroviç Boyko’nun düşük performansı sonrası yine eski günlerine döndü izlenimi verdi hepimize.

Kalesinde kesinlikle güven vermiyor. 3,5 Milyon Avro bonservis ödenen Denis Oleksandroviç Boyko nasıl elden çıkarılır bilemiyorum ama bu sene bu kalecilere ve henüz değinmediğim defans hattına rağmen şampiyonluk gelirse mutlaka Kolombiyalı David Ospina Ramírez kalitesinde kalede güven veren bir kaleci alınması gerekiyor.

Yoksa yine 2000 yılında yaşadığımız Şampiyonlar Ligi kâbusunu tekrar yaşayabiliriz. Defansa gelince söylenecek hiçbir söz yok bu kardeşlere, sol defans İsmail Köybaşı 40 metreden şut çekiyor. Bu kardeşe birileri oradan telgraf çeksen bir haftada gitmez şut çekmekte neyin nesi demesi gerekiyor. Bu kardeş o kadar çok ileri çıkıyor ki defans otobana dönmüş durumda.

Orta ikili desen apayrı bir tiyatro var orada Marcelo Antônio Guedes Filho bırakın defans oynamayı zeybek zor oynar bir havada. Hareketler o kadar yavaş ki yayıncı kuruluş çoğu zaman slow motion görüntü kullanmadığı halde kullanıyormuş izlenimi yaratıyor bizlerde. Ama topu oyuna sokuşu güzel, o nedenle belki kaleci ve defans hattının en zayıf halkası değil.

Yanında oynayan ve bir de gol atan Alexis Ruano Delgado kesinlikle bu takımın oyuncusu değil. Sayesinde dün defans kevgire döndü. Bursasporlu futbolcular araya kaçmaya tenezzül dahi etmediler. Yürüyerek geçip gittiler.

Belki bu kardeş hızına güveniyor ama hızın tek başına yetmediği, biraz da futbol zekâsı gerektiği görüldü. Serdar Kurtuluş için söyleyecek tek söz yok. Bu sezon ilk kez görev aldığı maçta elbette hatalar yaptı ve o da yavaş kaldı ama defans oyuncuları arasında özrü olan tek futbolcuydu diyebiliriz.

Her şeye rağmen galibiyet güzel

Maçın hakemi de bu formsuzlar kadrosuna eklenince özellikle maçın son yarım saati geçmek bilmedi. Anladığım Mario Gómez García’ya yapılan penaltıyı görmek için ya da Pablo Martin Batalla’ya kırmızı kart göstermek için hakem olmamak gerekiyor.

Ayrıca bu başarısız yönetime rağmen gerilmeyen maçı germek için Hamza Hamzaoğlu’nu tribüne göndermek de nereden çıktı. Sen hakem olarak bu kadar kaptırırsan ipleri, maçın sonunda Hajime Hosogai ve Ricardo Andrade Quaresma Bernardo’ya kırmızı kart göstermek zorunda kalırsın. Ve güzelim maça yazık eder, izleyenleri de kahredersin.

Yine de tüm bu olumsuz tabloya rağmen galibiyet güzel oldu, hem zaman olarak hem de mekân olarak çok güzel oldu