Köşe Yazısı Güncelleme Tarihi: 29 Mar 2025 04:30

Suç mu Susturma Aracı mı? TCK 216-217-218 ve İfade Özgürlüğü

TCK 216-217-218, ifade özgürlüğünü kısıtlayarak eleştiri ve fikir üretimini susturuyor. Belirsiz sınırlar demokrasiyi çürütüyor

 Mahkeme tokmak yargı

Suç mu, Susturma Aracı mı? TCK 216-217-218’in Gölgesinde İfade Özgürlüğü

Demokrasi, ifade özgürlüğü olmadan var olabilir mi? Yasaların, halkın güvenliğini sağlamak yerine fikirleri baskı altına almak için kullanıldığı bir ortamda, demokrasinin ne kadar işlevsel kalabileceği üzerine ciddi bir soru işareti doğar. Türkiye Ceza Kanunu’nun 216, 217 ve 218. maddeleri, tam da bu soruların etrafında şekilleniyor. Halkı kin ve düşmanlığa teşvik etmek, toplumsal barışı tehdit eden bir eylem midir, yoksa iktidarın elinde bir susturma aracına mı dönüşmüştür?

Hukuk mu, Bahane mi?

Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesi, halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik edenlerin cezalandırılmasını öngörür. 217. madde, halkı kanunlara uymamaya teşvik edenleri hedef alırken, 218. madde ise bu suçların basın ve medya yoluyla işlenmesi halinde cezaların artırılmasını sağlar. Teorik olarak her şeyin düzgün işlediği ve toplumun güvenliğini sağladığı bir çerçeve sunuluyor gibi görünüyor. Ancak gerçek hayatta, bu maddeler çoğu zaman gazetecilerden sosyal medya kullanıcılarına kadar geniş bir yelpazede, eleştiriyi bastırmanın, sesleri susturmanın bir aracı olarak kullanılıyor.

Bir haberi eleştirmek, bir görüşü paylaşmak, toplumsal bir olayı analiz etmek ne zaman suç kapsamına girer? Bu sorunun cevabı, iktidarın ve yargının elindeki geniş takdir yetkisine bağlı olarak her seferinde değişkenlik gösteriyor. Çünkü bu yasalar, çok açık olmayan, yoruma dayalı ifadelerle dolu. Sonuç? Aynı sözleri sarf eden iki kişiden birisi serbest kalırken, diğeri yıllarca mahkemelerle uğraşmak zorunda kalabiliyor.

Halk Aptal mı, Tehdit mi?

Bu maddelerin varlığı, aslında devlete halkın kendi düşüncelerini oluşturamayacak, manipülasyona açık, akıl yoksunu bir topluluk olduğunu varsayma hakkı veriyor. Yasaların satır aralarında yazılı olmayan ama ima edilen şey şudur: Halk, tehlikeli fikirlerden korunmalıdır. Çünkü halk, düşüncelerini analiz edemez, tehlikeyi ayırt edemez ve sadece yönlendirilir.

Burada kritik bir soru var: Kimi kime karşı koruyoruz? Bu yasalar, gerçekten halkın zarar görmesini engellemek için mi var, yoksa iktidarların kendilerini eleştiriden korumak için mi kullanılmaktadır? Eğer bir görüş yalnızca “tehlikeli olduğu düşünüldüğü için” susturuluyorsa, o zaman asıl tehlike o görüş değil, yasayı uygulayanların niyetidir.

Suçun Kime İşlediğine Kim Karar Veriyor?

Bu yasalar, sadece mevcut iktidarın değil, geçmişteki ve gelecekteki tüm iktidarların işine yarayan bir sopa haline gelmiş durumda. Eleştirel bir yazı mı yazdınız? Halkı kin ve düşmanlığa teşvik ettiniz. Bir protesto mu yaptınız? Kanuna uymamaya teşvik ettiniz. Bunu bir gazetede mi yazdınız? Cezanız iki katına çıktı.

Gerçekten, bu maddeler demokrasiyi korumak için mi var? Yoksa demokrasiyi en büyük şekilde tehdit eden araçlara mı dönüşmüştür?

Bugün gazeteciler, düşünce insanları, akademisyenler bu maddeler gerekçe gösterilerek yargılanıyor. Peki halk? O, zaten pasif bir seyirci olarak konumlandırılmış durumda. Kendisini etkileyen olaylara müdahale etmek, toplumsal sorunlara dair fikir yürütmek bir yana, susturulmuş ve pasifize edilmiş bir halk haline getiriliyor.

Çıkış Nerede?

Eğer bu maddeler toplumsal barışı koruma amacı taşıyorsa, o zaman suçun sınırları net bir şekilde belirlenmeli ve eleştirel düşünceyle şiddete teşvik arasındaki fark açıkça çizilmelidir. Ama eğer amaç sadece eleştiriyi susturmaksa, bu yasaların varlığı en büyük demokrasi tehdididir.

Sorun şu ki, demokrasi, sınırları belirsiz yasalarla korunmaz. Tam tersine, bu tür yasalar, demokrasiyi içten içe çürüten araçlara dönüşür. Çünkü halkın gerçekten korunmaya ihtiyacı varsa, bu onu susturarak değil, daha fazla konuşabilmesini sağlayarak mümkün olur.

O halde asıl soru şudur: Türkiye’nin gerçekten halkı kin ve nefretten korumaya mı ihtiyacı var, yoksa özgürce konuşabilen, fikir üretebilen bir halk yaratmaya mı? Bu, yalnızca yasal düzenlemelerin değil, tüm toplumsal yapının sorgulanması gereken bir sorudur.

Ekleme Tarihi: 29 Mar 2025 04:28