Töz Nedir? Bileşenlerini Aşan Bütünlük Üzerine
Bir bütünü meydana getiren parçalar, her zaman o bütünün ne olduğunu açıklamaya yeterli olmayabilir.
Bazen farklı bileşenlerin bir araya gelmesiyle, kendisini oluşturan parçaların özelliklerini aşan, onlardan farklı ve onları doğrudan hatırlatmayan yeni bir yapı ortaya çıkar. İşte bu noktada töz kavramı gündeme gelir.
Tözü, en genel anlamıyla, kendisini meydana getiren bileşenlerin toplamından daha fazlasını ifade eden bir bütünlük olarak düşünebiliriz. Töz, bileşenlerinden oluşur; ancak ortaya çıkan yapı, yalnızca bu bileşenlerin basit bir toplamı değildir. Bütün, parçalarının ötesinde yeni bir anlam ve nitelik kazanır.
Bu düşünceyi somutlaştırmak için en güçlü örneklerden biri insandır. İnsan, hücrelerden, organlardan ve çeşitli biyolojik yapılardan meydana gelir. Ancak başka bir insanla iletişim kurduğumuzda, karşımızda yalnızca hücrelerden ve organlardan oluşan biyolojik bir yapı görmeyiz.
Karşımızda bir insan vardır. İnsan olarak deneyimlediğimiz bütünlük, kendisini meydana getiren hücreleri veya organları doğrudan anımsatmaz. İnsan, bileşenlerinden oluşmasına rağmen, bileşenlerinin ötesinde farklı bir yapısal bütünlük olarak ortaya çıkar.
Aynı durum gündelik yaşamımızdaki birçok nesne için de düşünülebilir. Örneğin bir ev, duvarlardan, kapılardan, pencerelerden, zeminden ve çeşitli eşyalardan meydana gelir. Ancak evi algıladığımızda yalnızca bu parçaların toplamını algılamayız. Ev, kendisini oluşturan bileşenlerin ötesinde yeni bir bütünlük oluşturur. Bir evden söz ettiğimizde, duvarlardan veya pencerelerden söz etmekle aynı şeyi söylemiş olmayız. Ev, bileşenlerinden meydana gelen fakat onlardan farklı bir anlam ve yapı kazanan bir bütündür.
Bu bakış açısından hareketle tözü iki temel kategoriye ayırabiliriz: fiziki tözler ve soyut tözler.
Fiziki tözler, atom temelli fiziksel kozmos içerisinde uzamda yer kaplayan ve maddi bir varlığa sahip olan yapılardır. İnsan, ev, ağaç veya başka herhangi bir fiziksel nesne bu kategori içerisinde değerlendirilebilir.
Soyut tözler ise fiziksel uzamda doğrudan yer kaplamayan, ancak kavramsal veya zihinsel düzeyde varlık gösteren yapılardır. Bu noktada bilinç, inanç ve duygular gibi olgular üzerinde düşünmek mümkündür.
İnsan fiziksel bir töz olarak değerlendirilebilirken, bilinç aynı şekilde fiziksel bir töz olarak ele alınamaz. Bilincin fiziksel bir temeli ve biyolojik bir taşıyıcısı olduğu kabul edilse bile, bilinç deneyiminin kendisi doğrudan uzamda yer kaplayan bir nesne değildir. Bu nedenle bilinç, soyut bir töz olarak düşünülebilir.
Benzer biçimde inanç da hem içkin hem de soyut bir yapı olarak değerlendirilebilir. Örneğin "Ben A'ya inanıyorum" dediğimizde, burada "ben" fiziksel ve somut bir töze işaret ederken, "inanç" bu somut varlığın içinde ortaya çıkan ve onun zihinsel dünyasını oluşturan soyut bir yapı olarak karşımıza çıkar. Ancak inancı yalnızca bireyin iç dünyasına ait bir olgu olarak değil, bireysel öznelliği aşan kavramsal bir yapı olarak ele aldığımızda, soyut töz kavramı daha belirgin hale gelir.
Duygular için de benzer bir yaklaşım geliştirilebilir. Sevgi, korku, öfke veya umut gibi duygular, belirli bir insanın deneyiminde ortaya çıktıklarında içkin bir nitelik taşırlar. Fakat "sevgi"yi yalnızca belirli bir kişinin yaşadığı bireysel deneyim olarak değil, insanlardan bağımsız olarak kavramsal bir yapı şeklinde ele aldığımızda, soyut bir töz fikrine yaklaşırız.
Burada önemli olan nokta, içkinlik ile aşkınlık arasındaki ilişkidir. Bir duygu, inanç veya bilinç belirli bir bireyde ortaya çıktığında içkin bir yapı olarak görülebilir. Fakat bu kavramları tek tek bireylerin deneyimlerinin ötesinde, bağımsız kavramsal yapılar olarak ele aldığımızda soyut ve aşkın bir boyut kazanırlar.
Bu nedenle töz kavramı, yalnızca "neyden oluştuğumuz" sorusuyla sınırlı değildir. Asıl mesele, parçaların nasıl olup da kendilerini aşan bir bütün meydana getirdiğidir. İnsan, hücrelerinin toplamından daha fazlasıdır. Ev, duvarlarının toplamından daha fazlasıdır. Bilinç, fiziksel taşıyıcısından farklı bir deneyim alanı oluşturur. İnanç ve duygular ise bireysel yaşantılardan doğmalarına rağmen kavramsal düzeyde bireyi aşan yapılara dönüşebilir.
Sonuç olarak tözü, kendisini oluşturan bileşenlerden meydana gelen fakat bu bileşenlerin basit toplamına indirgenemeyen bir bütünlük olarak düşünmek mümkündür. Töz, parçalarını içinde barındırır; ancak parçalarının her birinden farklı bir yapı ve anlam ortaya koyar. Bu açıdan bakıldığında töz, bileşenlerinden meydana gelen fakat bileşenlerinin ötesinde yeni bir gerçeklik oluşturan bütünlük olarak tanımlanabilir.
İnsanın töz olarak ele alınması, bu düşüncenin en somut örneklerinden biridir. İnsan, sayısız fiziksel bileşenin bir araya gelmesiyle oluşur; ancak ortaya çıkan insan, yalnızca bu bileşenlerin toplamı değildir. İnsan, parçalarının ötesinde yeni bir bütünlük meydana getirir. Belki de töz kavramının temelinde yatan asıl soru tam da budur: Bir bütün, kendisini oluşturan parçalardan nasıl daha fazla olabilir?
