Köşe Yazısı Güncelleme Tarihi: 26 Mar 2026 19:30

Süveyş’in Gölgesinde Hürmüz: Tarihin Tekerrürü...

1956 yılı, Orta Doğu’nun stratejik dengeleri açısından belirleyici bir dönemdir.

eyem okumuş

Süveyş’in Gölgesinde Hürmüz: Tarihin Tekerrürü ve Küresel Enerji Krizleri

1956 yılı, Orta Doğu’nun stratejik dengeleri açısından belirleyici bir dönemdir.

Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdül Nasır, Süveyş Kanalı’nı millileştirerek İngiltere ve Fransa’nın uzun süredir sürdürdüğü hakimiyetini doğrudan tehdit etti.

Kanal, Avrupa ile Asya arasındaki ticaret ve petrol akışında merkezi bir noktaydı. İngiltere, buradaki etkisini ekonomik çıkarların ötesinde diplomatik ve stratejik üstünlük olarak sürdürüyordu.

Nasır’ın kararı, İngiltere’nin üstünlüğünün kırılganlığını gözler önüne serdi ve askeri müdahale planlarını hızla gündeme taşıdı.

İngiltere ve Fransa, İsrail’in desteğiyle Sina Yarımadası’na asker göndererek kanal üzerinde kontrol sağlamayı denedi. Bu girişim, ABD ve Sovyetler Birliği’nin sert diplomatik ve ekonomik tepkisiyle karşılaştı.

ABD, İngiltere’ye finansal yaptırımlar uygulayarak baskı oluştururken, Sovyetler Birliği diplomatik tehditlerle geri adım atılmasını sağladı. Süreç, askerî üstünlüğün uluslararası baskılar ve yaptırımlar karşısında tek başına yeterli olmadığını ortaya koydu.

Süveyş, dar ve stratejik geçitlerin önemini klasik biçimde gösterdi. Sadece askerî güçle etkili olmak mümkün değildi; diplomasi ve ekonomik hazırlık eşit derecede kritik rol oynuyordu. Kanal üzerindeki kriz, petrol arzı ve ticaret yollarında doğrudan etkiler yarattı.

Süveyş örneği, enerji güvenliği ile diplomatik ve ekonomik araçların birbirine bağlı olduğunu açıkça ortaya koydu.

Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinde kritik bir noktadır. İran, boğaz üzerindeki hâkimiyetiyle bölgesel caydırıcılığını güçlendirmiştir.

ABD, Süveyş dönemindeki rolünü güncelleyerek askerî caydırıcılık ve diplomasiyle sürdürmektedir.

Bölgedeki deniz ve hava gücü, İran’ın müdahalelerini sınırlarken, müttefiklerle koordinasyon dengelerin korunmasına katkı sağlamaktadır. Rusya, Sovyetler Birliği’nin Süveyş’teki diplomatik rolünü farklı biçimde üstlenmiştir.

İran ile stratejik ve askeri işbirliği, bölgede dengeyi güçlendirir, ABD’ye karşı diplomatik avantaj yaratır ve enerji piyasasındaki gelişmeleri yakından takip eder.

Çin, enerji tedarikinin büyük bölümünü Hürmüz üzerinden sağladığı için diplomasi ve ekonomik araçlarla geçidin güvenliğini sağlamaya odaklanır.

Avrupa ülkeleri doğrudan askerî müdahaleye başvurmamakta,diplomatik ve lojistik destekle istikrarı artırmaktadır. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi bölgesel aktörler ise geçişlerin güvenliği için ABD ile işbirliği yapmaktadır.

Hürmüz özelinde askerî güç, diplomasi ve ekonomik araçların bir arada kullanılması gereklidir. Tek başına askerî üstünlük, krizleri önlemeye yetmemektedir. Uluslararası baskı ve yaptırımlar, dar alanlarda doğrudan etkili olabilmektedir.

Bölgesel aktörlerin etkisi, küresel güçler için stratejik pazarlık fırsatları yaratmaktadır. İran, bu durumu kendi lehine kullanabilmekte; ABD, Çin ve Rusya stratejilerini buna göre şekillendirmektedir.

Süveyş ve Hürmüz örnekleri, dar ve stratejik noktaların yalnızca askerî değil, ekonomik ve diplomatik araçlarla yönetilmesi gerektiğini göstermektedir.

Bu geçitler, ulusal prestij ve güç dengeleri açısından hayati öneme sahiptir. Tarih, aynı hataların tekrar edilebileceğini gösteriyor; Süveyş’te yaşanan krizler, bugün Hürmüz’de yeniden sahneleniyor.

Ekleme Tarihi: 26 Mar 2026 19:36